"Bazı hayatlar, sadece yaşadıkları anlarla değil; attıkları son adımla, milletin kaderine vura vura yazdıkları destanla ölçülür."
KİMLİĞİ VE BİR YÜREĞİN ÇİZGİSİ
Bu destan, adını tarihin ve davasının kutsal sayfalarına altın harflerle yazdıran YÜKSEL BAL’a aittir. O, ne bir general, ne bir bey, ne de bir vezirdi. O, inandığı değerler uğruna tüm varlığını ortaya koyan, sıradanlığın perdesi altında yatan büyük bir kahramandı. Onun nerede doğduğu, resmi kayıtlarda bir boşluktan ibaret kalsa da, davasının kalbinde doğduğu gerçeği ebediyen sabittir. O, 28 ARALIK 1979 tarihinde, Ankara’nın soğuk ve acımasız kışında, şahadet mertebesine yükselerek, adını "ÜLKÜCÜ ŞEHİT" unvanıyla mühürledi.
MİLLETİN NEFERİ, EMEĞİN SANCAĞI
Yüksel Bal, alın teriyle ülkesine hizmet eden, sırtında emeğin şerefini taşıyan bir İŞÇİ’ydi. Türkiye Elektrik Kurumu’nun büyük çatısı altında, milletinin aydınlanması için çalışıyor; hayatın zorlu akımını yüreğinde taşıyordu. Ankara’nın Kayaş Şirintepe Mahallesi’nde, ailesinin sıcak yuvasında oturuyor, her sabah o yuvanın rızkı ve o milletin geleceği için yollara düşüyordu. Onun mesleği sadece işi değil, aynı zamanda millete hizmet etmenin, alın terini kutsamanın bir yoluydu. O, sadece evini değil, vatanını da elektrik akımı gibi diri tutmak için çabalıyordu.
28 ARALIK ŞAFAĞI: SON YÜRÜYÜŞ
Yıl 1979’u devirirken, Türkiye kanlı bir cepheye dönmüştü. Ancak Yüksel Bal, inancından zerre taviz vermeden, sorumluluğunun bilinciyle hareket ediyordu. O karanlık Cuma sabahı, 28 ARALIK 1979 tarihinde, saatler 07.30’u gösteriyordu. Gün henüz tam olarak aydınlanmamıştı. Yüksel Bal, ailesine veda ederek, her zamanki rutini izledi: Evinden çıktı ve işyerine doğru yola koyuldu. Bu, sadece bir işçinin mesai başlangıcı değildi; bu, bir kahramanın, düşmanın sinsice ördüğü pusunun üzerine doğru attığı son, bilinçli adımdı. O, işine değil, ölümsüzlüğe yürüyordu.
ANKARA’NIN KARANLIK VEDASI
Ne yazık ki, o sabahın dürüst ve temiz yürüyüşüne, komünizmin karanlık ve kalleş gölgesi düştü. Yüksel Bal, Ankara sokaklarında, cephesini gizleyen iki hain militanın hedefi oldu. Cepheden, alnı açık dövüşmek yerine, sabahın kör karanlığını siper edinen o iki caninin kurşunları, milletinin ve davasının fedakar neferine isabet etti.
O an, sadece bir işçi vurulmadı; o an, memleketin vicdanına bir hançer saplandı. Yüksel Bal, düştüğü Ankara toprağında, evinden çıkıp işine gitmek gibi kutsal bir eylemin bedelini, en büyük fedakarlıkla ödedi. Türkiye’ye elektrik vermeye çalışan bir işçi, inancından dönmediği için canını verdi ve böylece, 28 ARALIK 1979’da şehadet şerbetini içerek, adını tarihe; ruhunu ise milletinin ebedi hafızasına yazdırdı.
"Yüksel Bal, bir işçi olarak hayata tutunmuş, bir ülkücü olarak ise davasına. Onun kanı, sadece bir caddenin betonunu değil, uğruna savaştığı milletin istiklalini de sulamıştır."