"Karanlığın en yoğunlaştığı anda bile, bir milletin geleceği için yüreğini siper edenler, asıl ölmezlik sırrını çözenlerdir."
I. YÜREĞİNDEKİ MİLLİ YEMİN
1958 yılında, Karadeniz’in hırçın rüzgârlarının hüküm sürdüğü, yiğitliğin beşiği Trabzon-Beşikdüzü ilçesinde dünyaya gelen Ömer Bilgen, kısa ömrüne çağlar sığdıracak bir adanmışlığın habercisiydi. O, sadece bir beden değil, milletinin yarınlarına adanmış bir ruhtu.
Beşikdüzü Öğretmen Lisesi’nden mezun olduğunda, taşıdığı en büyük ideal, cehaletin karanlığını dağıtan bir meşale olmaktı. Bu ulvi hedefle İstanbul’a, Atatürk Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümü’ne kayıt oldu. Ancak o yıllar, ideallerin zorlu sınavlara tabi tutulduğu yıllardı. Ömer, henüz eğitiminin ikinci yılında okulların kapanmasıyla, davasından asla vazgeçmedi. Öğretmenliğe giden yolu kesilse de, hayatın okulunda bir öğrenci kalmaya yemin etti. Ekmeğini kazanmak ve mücadelesini sürdürmek adına, Atabay İlaç Fabrikası’nda bir işçi olarak çalışmaya başladı. Fabrika tezgâhlarının arasında bile o, ruhen bir ‘Öğretmen/Öğrenci’ olarak kaldı; zira onun mesleği, davasıydı.
II. FEDAKARLIĞIN BÜYÜDÜĞÜ KARANLIK
Ömer Bilgen, ideallerini yaşatmak için İstanbul’un çetin sokaklarında bir cephe kurmuştu. O, zulme boyun eğmeyen duruşuyla, vatanın birliğini hedef alan şer odaklarının nefretini üzerine çekiyordu. Hayatının her adımı, karanlık güçlerin baskısına karşı bir direniş yeminiydi.
III. KADERİN YAZILDIĞI SON DURAK
Takvimler 27 Aralık 1979’u gösterdiğinde, İstanbul Kadıköy, Hasan Paşa semtindeki Moralı İbrahim Paşa sokakta, tarihin en hüzünlü ve destansı sayfalarından biri açılıyordu. Ömer Bilgen, misafir olarak bulunduğu o mütevazı evde, hain bir pusunun hedefi oldu. Bu, bir çatışma değil; vicdanı, imanı ve milliyet aşkını hedef alan alçakça bir suikasttı.
Komünist militanlar, gece karanlığında adalet ve hakikat peşinde koşan bu genç idealistin sığındığı evi kurşun yağmuruna tuttular. O kutsal duvarlar yıkılırken, Ömer Bilgen, inancından zerre kadar taviz vermeden, kararlılıkla şehadet şerbetini içti. Vurulduğu anın detayları, o son nefesin nasıl verildiği bir kayda düşmemiş olsa da, onun son duruşu, geriye dönülmez bir kahramanlık ilanıydı.
IV. EBEDİYETİN YOLCULARI
Ömer Bilgen’in fedakarlığı, yanan bir meşale gibiydi. Onun hayatına mal olan bu menfur saldırıda, yalnızca Ömer Bilgen şehit düşmedi. Aynı ihanet çemberinde arkadaşları Remzi Kündeş ağır yaralandı. Bu kahramanlık zincirinin bir diğer halkası olan Gökhan TEKSON ise, aldığı yaralarla üç gün direndikten sonra, 30 Aralık 1979 günü hastanede canını Hakk’a teslim etti. İki yiğit, aynı ideal uğruna can vererek ebediyetin yolcuları oldular.
Genci yaşta, davasının aşkıyla düşen Şehit Ömer Bilgen’in naaşı, büyük bir vefa ile doğduğu topraklara geri döndü. Kabri, yiğitliğini ve sadakatini sembolize edercesine, Trabzon’un Beşikdüzü ilçesine bağlı Beşikdağ mahallesi Çavuşlu mevkiinde, sonsuzluğa uzanan bir nöbetin bekçisi olarak durmaktadır.
"Ömer Bilgen ismi, sadece bir mezar taşında yazılı değildir; o, çelikleşen bir imanın, yarım kalan bir eğitimden daha büyük olduğunu haykıran, vicdanlara kazınmış bir destandır."