"Ölümün kimliği çalınsa da, davanın mührü yürekten sökülemezdi."
VURULMUŞ BİR ANADOLU YÜREĞİ
Ülkücü Şehit Nevzat Karademir, adını Sivas'ın çetin coğrafyasından, Yıldızeli ilçesinin Seren Köyü'nden almıştı. O, sırtına sadece ailesinin değil, milletinin de yükünü alan, alın teriyle yoğrulmuş bir yiğitti. Ekmek davası onu uzaklara, İzmir'in Aliağa Kara Yolları'na getirmişti. Ancak Nevzat Karademir, yalnızca bir işçi değildi; o, hakkı ve milli şuuru savunan MİSK’in sarsılmaz bir üyesiydi.
AİLEDEN UZAKTA ADANMIŞLIK YEMİNİ
Evliydi ve geleceğe umutla bakan iki evladı vardı. Ailesinden uzakta, Karayollarının misafirhanesinde kalıyordu. O, bir yanda ailesinin rızkını kazanmak için çabalarken, diğer yanda ideallerini işçi sınıfının içinde dimdik tutan bir fedakârlık abidesiydi. Onun mücadelesi sessizdi; emeğini, inancını ve dürüstlüğünü hayatının her anına nakşetmişti. Bu adanmışlık, maalesef, karanlığın hedefi haline gelecekti.
İŞÇİ DÜRÜSTLÜĞÜNE KURULAN PUSU
Tarih 27 Aralık 1979'u gösterdiğinde, Nevzat Karademir o gün de mesaisini tamamlamış, kaldığı misafirhaneye doğru yola çıkmıştı. Günün yorgunluğunu taşıyan bedeni, bilmediği bir ihanet çemberinin içine çekiliyordu. Saldırı, uzaktan gelen bir tehdit değil, çalıştığı iş yerinden olan, hatta iki tanesi bekçilik görevi yapan üç komünist militan tarafından planlanmıştı.
Cesaret, dürüst bir adamın son siperiydi. Ancak bu, haklı bir kavgadan çok, üç silahlı hainin bir kahramana kurduğu alçakça bir pusuydu. Saldırganlar, Nevzat Karademir'i silahla vurarak şehit ettiler.
KİMLİKSİZ BİR MEZARA ATILAN RUH
Ancak bu canice eylem, ne yazık ki sonu değildi. Alçaklık, kurşundan daha ağır bir darbe vurdu: Hainler, şehidin üzerinden kimlik namına ne varsa, tüm izlerini ve adını söküp aldılar. Ardından, Nevzat Karademir’in kutsal naaşını, çalıştığı Kara Yollarının bir çöplüğüne, kimsenin bulamayacağı bir utanç çukuruna attılar.
Bu vahşet yüzünden, bir vatan evladı kimsesiz kaldı. Üzerinde hiçbir belge bulunmadığı için, ismi unutulmak istenenlerin arasına, kimsesizler mezarlığına defnedildi. Onu şehit edenler, sadece hayatını değil, hafızasını da yok etmek istemişlerdi.
KIRK GÜNLÜK IŞIK VE EŞSİZ BİR TANIKLIK
Fakat bir yiğidin davası ve kardeşlerinin vefa borcu, toprağın karanlığına sığmazdı. Ülküdaşlarının ve kardeşinin azimli, yılmaz çabaları, tam kırk gün sonra gerçeği açığa çıkardı. Nevzat Karademir’in mezarı bulundu ve kimsesizler mezarlığından çıkarılarak doğduğu topraklara, köyüne getirilmek üzere yola çıktı.
Bu nakil sırasında yaşanan an, onun davasının ne kadar temiz olduğunun ilahi bir mührü oldu: Şehit, tam kırk gün toprak altında yatmasına rağmen, cenazesi ilk defnedildiği anki gibi taptaze duruyordu. Bu durum, sadece bir mucize değil, hayatını adadığı ülküye olan safiyetinin ve fedakârlığının yüce bir kanıtıydı.
O, adını topraktan geri aldı; çünkü fedakârlığı, kimliksiz bir mezara sığmayacak kadar büyüktü.