"Toprağın en zorlu olduğu yerde, bayrak için atılan her adım, geleceğe bırakılmış ölümsüz bir yemindir."
DİYARBAKIR'IN YÜREĞİ: KİMLİĞİ VE YUVASI
O, sadece bir esnaf değildi; Diyarbakır’ın çetin coğrafyasında, davasının sarsılmaz bir dayanağıydı. Ülkücü Şehit Mehmet Sümbül, dünyaya gözlerini açtığı bu kadim şehirde, hayatının en zorlu mücadelesini verecekti. Evli ve iki (2) çocuk babasıydı. Mardinkapı Semti’nde taksicilik yaparak rızkını kazanıyor, ailesinin ocağını sıcak tutmaya çalışıyordu. Ama onun ruhu sadece yuvasına değil, milletine adanmıştı.
MÜCADELENİN ORTASINDA BİR ADANMIŞLIK
1978 yılının o zorlu günlerinde, Diyarbakır, karanlık ideolojilerin ve bölücü nefretin kuşattığı bir cephe haline gelmişti. Mehmet Sümbül, bu zorlu savaşın tam ortasında, Milliyetçi Hareket Partisi İl Teşkilatı’nın onurlu bir üyesi olarak saf tuttu. O, sadece siyasi bir figür değil, adanmışlığın somutlaşmış haliydi. Evini, zor günlerde sığınılacak bir liman, bir kale kılmış; ülküdaşlarına yüreğini ve kapısını açarak, davasının devamlılığı için fedakârlığın en büyüğünü göstermişti.
SON VARDİYA VE O KARARLI YÜRÜYÜŞ
Zaman 27 Aralık 1978’i gösteriyordu. Mehmet Sümbül, Mardinkapı’da dükkânını kapattı, akşamın alacakaranlığında, ailesine kavuşmak üzere evine doğru yürüyordu. Bu, bir esnafın gün sonu yorgunluğuyla atılan adımlar değil; çetin bir mücadele sahasında, inancıyla dimdik yürüyen bir kahramanın son adımlarıydı.
KAHRAMANLIĞIN MÜHRÜ
O kararlı yürüyüş, Tahirin Yeri isimli kahvehanenin civarında durduruldu. Karanlık, bekliyordu. Sayıları on (10) bulan, Marksist komünist-bölücü bir güruh, silahsız bir babanın üzerine çullandı. Vahşet, taşlarla ve demir sobalarla başladı. Canilik, önce bedenini ezdi, ama ruhunu asla kıramadı.
Ardından, nefretin kurşunları yankılandı. Mehmet Sümbül, inandığı değerler uğruna, zulmün ve ihanetin ortasında, Diyarbakır toprağına, bir nefer gibi yığıldı.
Ancak bu, sadece bir ölüm değildi; bu, bayrağa adanmış bir ömrün mühürlenmesiydi. Şehit olurken yanında bulunan mütevazı çantasının içinden, son nefesiyle taşıdığı sekiz (8) adet Türk bayrağı çıktı.
O bayraklar, sadece birer kumaş parçası değil, o coğrafyanın her köşesinin sahipsiz kalmayacağına dair, Mehmet Sümbül’ün kalbinde sakladığı, geleceğe uzanan ölümsüz yeminleriydi. O, son anında bile, vatanın birliğini bayrakların sayısıyla ilan etmiş, fedakârlığı ile destan yazmıştı.
"Bayrağı kalbinde taşıyanlar ölmezler; sadece göğsümüzdeki mücadeleye sönmez bir yıldız olarak asılırlar."