"Bazı hayatlar sadece nefes almak için değil, uğruna ölmekten çekinmediği büyük bir yemin için yaşanır."
BİR YÜREĞİN YÜKÜ VE YEMİNİ
1953 yılının Ordu-Ünye topraklarında, Gölevi Köyü’nde, fakir bir Türk ailesinin evladı olarak dünyaya gelmişti: Hasan Kadıoğlu. Kader, ona kısa bir ömür biçmiş, ancak bu ömrün yükünü genç omuzlarına erkenden yüklemişti. Henüz 15 yaşındayken, 1968 yılında, ailenin direği olan babasını kaybetmişti.
Artık 22 yaşındaki bu genç adam, annesi Gülhanım ile birlikte üçü kız üçü erkek tam altı kardeşin (Emine, Hüseyin, Kadriye, Erdoğan, Yüksel ve Dudu) tek dayanağı, tek umudu haline gelmişti. O, sadece bir evlat değil, bütün bir ailenin geçim yükünü omuzlayan, hem okuluna devam eden hem de alın teriyle çalışan bir reis idi.
GURBETTEKİ SİPER: ADANMIŞLIĞIN DESTANI
Hasan Kadıoğlu’nun adanmışlık yolculuğu, onu doğduğu topraklardan çok uzaklara, gurbet diyarına, Konya-Seydişehir’deki Etibank Alüminyum tesislerine götürdü. 5 Aralık 1973’te burada makina bakım ustası olarak işe başladı.
O, sadece makinelerin değil, ahlakın ve dürüstlüğün de ustasıydı. Yiğit mizacı ve gözü pek duruşu, onu çalıştığı çevrede hızla sevilen ve sayılan bir isim haline getirdi. Ancak bu yiğitlik, karanlık günlerin fitilini ateşledi. Fabrikada yaşanan hırsızlıklara ve yozlaşmaya göz yummadı; o, hak bildiği yoldan santim sapmadı.
HARPTEN KAÇMAYANIN TÖRESİ
Dürüstlüğün sarsılmaz kalesi olan Hasan, kısa sürede komünistlerin hedefi oldu. Baskı ve tehditler her geçen gün yoğunlaşırken, Seydişehir’deki atmosfer zehirleniyordu. Baskı, zulüm ve grevler hat safhadaydı. O günler, komünizmin fabrikaları ve sokakları işgal etme çabasıyla anılıyordu; DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konferadasyonu) tarafından işgaller başlatılmıştı. Bulundukları yerlerde kendilerinden başka sivil toplum kuruluşlarına izin vermiyor, adam dövmekten yıldırmaya kadar her türlü yıldırma metodunu uyguluyorlardı.
Can güvenliğinin kalmadığı o korku dolu günlerde, arkadaşları ona yalvardı: “Git, başka bir yere saklan!”
Hasan’ın cevabı ise asırlar öncesinden gelen, töreye yazılmış demir bir hüküm gibi yankılandı: "Töremizde yazılı harpten kaçan alçaktır!"
O, kaçmayı reddetti. Vatanın sancağının düştüğü yerde durmaya yeminliydi. Milliyetçiler, bu işgallere dur demek için Türk Metal İşçi Sendikası bünyesinde mücadele verirken, Hasan da saflara katıldı. Bu, komünistlerin hazmedemeyeceği son eylemi oldu.
ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Takvimler 26 Aralık 1975’i gösteriyordu.
O gün fabrika, DİSK militanları tarafından çıkarılan bir kargaşanın, bir kaosun alanıydı. DİSK genel başkan yardımcısı Vural Yıldırımoğlu, Ahmet Kavlak, Rıza Koçak ve Oruç Yılmaz isimli komünistler, tesislerde çeşitli tahrik ve provokasyonlara başvurdu.
Hasan Kadıoğlu, ailenin reisi, 22 yaşındaki makina ustası, kaçmayı reddeden kahraman, o ateş çemberinin ortasına doğru kararlılıkla yürüdü. Bilinmezlik, onun son anını bir sır perdesiyle örtse de, onun o günkü duruşu, fedakârlığının en büyük nişanesidir.
Kargaşa ve provokasyonlar sonucunda, 26 Aralık 1975 günü Konya-Seydişehir’de, 22 yaşında hayatının baharında, hak bildiği yolda yürümekten vazgeçmediği için Şehadet mertebesine erişti. O, sadece bir işçi değildi; o, ailesi için yaşarken, milleti için ölmeyi seçen destansı bir şehit oldu.
"Sadece 22 bahar yaşadı. Ama o 22 yıl, vatana adanmış bir ömrün destansı mührü oldu. Şimdi o, kaçmayanların ve töresini çiğnetmeyenlerin sancağıdır."