"Bazı hayatlar, sadece yaşadıkları günlerle değil, uğruna verdikleri son nefesle, omuzladıkları şerefli yükle ölçülür."
EMEĞİN VE İDEALİN SESSİZ NEFERİ
Tarih, 1978 yılının karanlık kışına doğru ilerlerken, İstanbul’un karmaşasında mütevazı bir yiğit, alın teriyle geçinen bir nefer yaşıyordu. Ülkücü Şehit NUMAN İNCE. O, özel bir kuruluşta çalışan, mesleği işçi olan bir emekçiydi. Helalinden kazandığı rızkın peşinde, namusuyla ayakta duran bir adamdı. Kimseye bir zararı dokunmazdı; onun varlığı, dürüstlüğün ve sadeliğin ta kendisiydi. Ironik bir kaderin tecellisi olarak, onu katledenler, işçinin ve emeğin hakkını savunduklarını iddia eden Marksist komünistler oldu. Numan İnce’nin varlığı bile, onların söylemi ile eylemi arasındaki uçurumu gösteren canlı bir ispat gibiydi.
İSTANBUL’DA YÜKSELEN KARARLILIK
O dönemin İstanbul’u, fikrin namludan çıktığı, ideallerin bedelinin ağır ödendiği bir ateş çemberiydi. Salih Efendi kıraathanesi ise, Numan İnce gibi inanmış ülkücülerin sükûnet bulduğu, dertleştiği ve vatanın geleceğini konuştuğu bir sığınaktı. O gün de, her zamanki gibi, Numan aralarındaydı; ülküdaşlarıyla bir arada, geleceğe dair umut dolu sohbetlere dalmışlardı. Bu anlar, dışarıdaki fırtınaya karşı kurulan manevi bir siperdi.
KAHPE SALDIRI VE SON DİRENİŞ
Ancak bu huzur, hain bir pusuyla paramparça edildi. Konuşmaların ortasında, dışarıdan gelen bir kurşun yağmuru kahvehaneyi adeta delip geçti. Marksist komünist militanlar, en masum anda, savunmasız oturan insanlara ölüm kusuyorlardı. Kıraathane, aniden bir savaş alanına döndü. Bu kahpe saldırı neticesinde, 17 can yaralanırken, Mehmet Sedat Kurban şehadet mertebesine o anda erişti.
Numan İnce ise, canı pahasına süren bu mücadelede en ağır darbeyi alanlardandı. Kanlar içinde, ideali uğruna ayakta kalmaya çalışarak, ağır yaralı olarak yerden kaldırıldı. Onun bedeni yara almıştı, ama ruhu ve duruşu sarsılmamıştı.
ÜÇ GÜNLÜK SON VEDA
O, hemen hastaneye kaldırıldı. Numan İnce’nin hayatı, 23 Aralık’ta başlayan saldırının ardından tam üç gün boyunca ince bir ipliğe bağlı kaldı. Her bir saat, bir işçinin, bir ülkücünün, canını ortaya koyduğu inanç mücadelesiydi. O üç gün, kahramanlığın sessiz ve acı dolu son direnişiydi.
Fakat beden, taşıdığı yükü daha fazla kaldıramadı. 26 ARALIK 1978 tarihinde, İstanbul’da, inancının bedelini canıyla ödeyerek Hakka yürüdü. Numan İnce, alın terini ideali uğruna akıtmış, işçinin ve emekçinin namusunu korumak adına son nefesini vermiştir. O, sadece bir işçi değildi; o, adanmışlığın destansı sembolüydü.
"Onun adı, alnının akıyla kazandığı ekmeği uğruna, inancından vazgeçmeyenlerin destanına ebediyen yazılmıştır."