“Bazı hayatlar bir asra sığacak kadar büyük bir destanın sadece 19 yılını yaşar; Fuat Enet, inancının bedelini o kısacık ömürle ödeyen bir yiğitti.”
KİMLİĞİ VE İDEALLERİ
İzmir’in destanlaşan acı günlerinde, Bergama’nın Gültepe Mahallesi’nden bir delikanlı, vatan sevgisini en büyük miras olarak kabul etmişti. Henüz on dokuz yaşındaydı. Gencecik omuzlarında, ideallerinin ağırlığını taşıyordu. O, kuru bir isim değildi; o, 1979 yılının karanlığına karşı dimdik ayakta duran, gençliğinin tüm enerjisini milliyetçi duruşa adamış bir ruhun sembolüydü. Doğduğu yerin bilinmezliği dahi, onun kimliğini vatan toprağının tamamına adadığını gösteren bir işaretti.
ALIN TERİ VE DİRENİŞ
Fuat Enet, ekmeğini bileğiyle, alın teriyle kazanan bir işçiydi. O yıllarda İzmir, sadece bir ticaret şehri değil, aynı zamanda ideolojik çatışmaların kanlı arenasıydı. İşyerleri, emek hakkının değil, terörün gölgesinde kalmıştı; DİSK'in ele geçirdiği bu alanlarda korku ve karmaşa hüküm sürüyordu.
Fuat, sadece ailesini geçindirmek için çalışmadı; o, ideolojik onurunu korumak için de mücadele etti. Milliyetçi-Ülkücü kimliği onu doğal olarak, ülkücü işçinin hakkını savunan MİSK’in bayrağı altına çağırdı. Fuat’ın tercihi, sadece bir sendikal duruş değil, zulme ve haksızlığa karşı yükseltilmiş vicdani bir sesti. Her sabah işe gitmesi, bir kahramanlık ilanıydı; çünkü o, davası için bir cephede çalıştığını biliyordu.
SON VARDİYA, SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler, 26 Aralık 1979 tarihini gösteriyordu. Kışın soğuk ve puslu günlerinden biriydi. Fuat, o günkü vardiyasını tamamlamıştı. Alın teri henüz kurumuştu ki, Gültepe Mersinpınar Mahallesi’ndeki evine doğru yola çıktı. Bu, o gün atacağı en tehlikeli, en kritik adımdı. Zira, ideallerinden dönmeyen, onurunu satmayan her ülkücü gibi, Fuat da hedef listesindeydi.
O yürüyüş, sadece bir işçinin evine dönüşü değil; vicdanının sesini dinleyen bir kahramanın karanlığa doğru attığı son adımlardı.
26 ARALIK 1979: ATEŞE YÜRÜYÜŞ
Korkaklık, her zaman pusuda bekler. Fuat Enet’in yolunu kesen, yüzleri bilinmeyen komünist militanlardı. Bir on dokuz yaşındaki gence karşı kurulan bu hain pusu, bir ideolojinin silaha dönüştürülmüş nefretinden başka bir şey değildi. Detaylar bilinmez; direnişin son saniyesi veya son sözü tarihe kaydedilmemiştir. Ancak bilinen şudur ki; o, evine doğru yürürken, üzerine adeta bir mermi yağmuru boşaltıldı.
İzmir’in o günkü soğuk kaldırımları, on dokuz yaşındaki bir fidanın kanıyla ısındı. Fuat, aldığı kurşun yaralarından dolayı orada, yürüdüğü yolda, davasının ve inancının son noktasında şehitlik mertebesine yükseldi.
Fuat Enet’in düşüşü, yalnızca fiziki bir kayıp değildi; o, bir neslin zulme karşı gösterdiği çelikten duruşun, ödenen en ağır bedeli oldu. Onun kısa hayatı, davasının ölümsüzlüğü için atılan kararlı bir adımdı.
“Fuat Enet’in ruhu, inancından vazgeçmeyerek gençliğini feda etmiştir. O, sadece 19 yaşında düştüğü İzmir toprağına değil; tüm vatanın vicdanına bir cesaret tohumu ekmiştir.”