"Hayatlar, yaşadıkları yıllarla değil; uğruna ödenen bedellerle ve göğüslenen fırtınalarla ölçülür."
KİMLİĞİ: BİR GENÇLİK DESTANI
Tekirdağ’ın Çerkezköy topraklarında filizlenen, kısa ömrüne çağlar sığdıran bir adanmışlığın sembolüydü o. Adı Selahattin Bekler. Henüz on sekiz yaşında, hayatının baharında bir fidanken, vatan aşkını tüm tehlikelerin önüne koymuştu. İstanbul’un Zeytinburnu semtinde, İhsan Mermerci Lisesinin sıralarında sadece ders görmüyor, aynı zamanda ülkücü mücadelenin ateş hattında duruş sergiliyordu. Onun hayatı, bir öğrencinin defteri değil, bir kahramanın yazılmaya başlanmış destanıydı.
BOZKURT'UN YILMAZ RUHU
Selahattin, sadece bir idealin takipçisi değildi; o, korkunun gölgesinin düşmediği bir Bozkurttu. Memleketin siyasi rüzgârlarının en sert estiği, kardeş kavgasının en zalim olduğu o çalkantılı dönemde, defalarca ölümle burun buruna gelmişti. Her tehlike, onun yolundan dönmesini beklerken; o, her seferinde daha büyük bir kararlılıkla geri döndü. Şahsi güvenliğini hiçe sayan bu tavır, onun sadece bir militan değil, inandığı değerler için son nefer olmaya yemin etmiş bir yürek olduğunu gösteriyordu. O yılmamıştı, çünkü davası kendisinden büyüktü.
SON SABAHIN KAHRAMANLIK YÜRÜYÜŞÜ
Takvimler 26 Aralık 1979 sabahını gösteriyordu. İstanbul, günün ilk ışıklarına hazırlanırken, Selahattin de her zamanki gibi okul yolculuğuna başladı. Saat 08.00 sıralarıydı. Genç bir öğrenci için sıradan bir gün başlangıcı olması gerekirken, o biliyordu ki attığı her adım, bir ateş çemberine atılmış adımdı. Okulun aydınlık geleceğine yürürken, karanlık bir tuzak onu bekliyordu.
26 ARALIK 1979: ŞEHADET VE EBEDİYET
Genç Bozkurt, yolun kıvrımında, nefretin pusuya yatmış yüzüyle karşılaştı. Üç komünist militan, Selahattin’in üzerine yaylım ateşi açarak, o genç hayatı susturmayı hedefledi. O an, bir teslimiyet anı değil, inancın beden bulduğu son bir duruş anıydı. Henüz 18 yaşındaydı ama ölüme korkusuzca yürüyecek cesarete sahipti. Selahattin Bekler, İstanbul sokaklarında, davasına olan sadakatini kanıyla mühürleyerek şehit düştü. O gün sadece bir can yitirilmedi; on sekizlik bir yürek, tüm ülkücü mücadele için sönmeyecek bir meşaleye dönüştü.
"O genç yaştaki fedakârlığı, inandığı değerlerin sonsuzluğunu kanıtlayan, tarihin sayfalarına altın harflerle yazılmış bir onur dersidir."