"Bazı yürekler, büyümeye fırsat bulamadan, bir milletin vicdanında ebediyete erer."
BİR YİĞİDİN DOĞUŞU VE KISA DESTANI
Adana toprakları, her zaman en fedakâr evlatlarını yetiştirmiştir. ŞENOL CIRIK, bu kadim şehrin Sarıçam ilçesine bağlı Yağızlar Köyü’nde, fırtınalı bir dönemin tam ortasına gözlerini açtı. Kaderi, henüz çocuk yaşta olmasına rağmen, gençlik hayallerinin ötesinde bir adanmışlık yazmıştı. Yaşamını sürdüğü Adana’nın Yeşilyurt mahallesinde, sadece 14 yıllık ömrüne sığdırdığı büyük bir ideali taşıyordu.
KAPORTADAN KOPAN GENÇ BİR NEFES
O, henüz hayatın en masum çağındaydı; elleri oyuncağa değil, demire değiyordu. Abisinin yanında kaportacı olarak çalışıyordu Şenol. Çelikten bir mesleğin ağırlığını omuzlarında taşıyan bu genç ülkücü, bedenini yıpratırken dahi ruhunu kutsal saydığı davasına adamıştı. Onun için ülküdaşlık, sadece bir tanışıklık değil, ruhun çelikleştiği bir yemin meselesiydi. O, alın teriyle yoğrulan gençliğinde, büyük bir milletin geleceği için bedel ödemeye hazırdı.
DURU PASTANESİ'NDEKİ SON MOLA
25 Aralık 1978 akşamüzeri, sıradan bir günün yorgunluğunu atmak ve inanç tazelemek için attığı adımlar, onu Duru Pastanesi’ne götürdü. Pastane, o günlerde bir araya gelen gönüldaşlar için bir sığınak, bir buluşma noktasıydı. Şenol, ülküdaşları olan Hasan Koç ve Ahmet Serdar Tanrıtanır ile bir aradaydı; sohbet ediyor, davanın rüzgârını kalplerinde hissediyorlardı. Bu üç yiğit, sadece birkaç saatliğine dünyevi kaygılardan uzaklaşmış, kardeşliklerinin huzurunu yaşıyorlardı. Bu anlar, tarihin kaydettiği en masum buluşmalardan biriydi.
25 ARALIK 1978: VURULAN HAYALLER VE EBEDİ YÜKSELİŞ
Ne var ki, karanlık, masumiyetin üzerine çökmekte gecikmedi. Pastanenin kapısı, barışın ve sohbetin değil, nefretin ve kanın habercisi olarak zorlandı. Dört gözü dönmüş komünist militan, pastaneye baskın düzenledi. Masum bir sohbetin ortasında, henüz filizlenmekte olan hayatlara kurşun yağdırıldı.
Şenol Cırık ve yanındaki iki yiğit, o an, geri dönüşü olmayan bir ateş çemberinin ortasında kaldı. 14 yaşındaki bir kahramanın, en şiddetli zulme karşı bile inancından dönmediği son anlar yaşanıyordu. Silahlar taradı; demircinin elleri artık sadece soğuk bir davayı tutuyordu. Üç ülküdaş, o pastanenin zemini üzerinde, adanmışlıklarının en ağır bedelini ödediler ve aynı anda şehadet mertebesine yükseldiler. Onların o karanlık anda yan yana düşüşleri, ülkücü hareketin tarihine kazınan unutulmaz bir yemin oldu.
ŞEHADETİN MÜHRÜ
Şenol Cırık, 25 Aralık 1978 tarihinde Adana’da şehit edildiğinde, geride sadece 14 yıllık bir hayat bıraktı. Ancak bu kısa ömür, bir milletin vicdanına sığdırılabilecek en büyük fedakârlığı içeriyordu. Onun kanı, bir idealin ne kadar genç yaşta benimsenebileceğinin ve uğruna ne büyük bedeller ödenebileceğinin mührü oldu.
"O, sadece 14 yaşındaydı; ama taşıdığı bayrak, zamandan ve kurşunlardan daha ağırdı."