"Bazı yollar vardır ki, sonu yalnızca bayraklaşan bir adımla yürünür; İsmail Bayraktar’ın adımları, o bayrağın kumaşını dokudu."
BAĞIMSIZLIĞIN VE YUVANIN SESİ
Balıkesir’in şanlı ilçesi Bigadiç’te filizlenen bir çınar gibiydi O. Adı, ÜLKÜCÜ ŞEHİT İSMAİL BAYRAKTAR. Yüreği, vatanın en zorlu günlerinde bile adalete ve eğitime adanmıştı. Hayatının henüz baharında, 36 yaşında, ardında bir yuva ve üç çift masum göz bırakmış bir babaydı. Esenler’de kök salmış, ailesine sükûnet sunma gayretindeydi. O sadece bir evlat değil, aynı zamanda gelecek nesillerin mimarıydı; ilk mesleği, öğretmenlik.
ADANMIŞ RUH VE SÜRGÜNÜN İMTİHANI
İstanbul’un karmaşasında, öğretmenlik vazifesini bir inanç sancağı gibi taşıdı. Esenler Lisesi’nin saygın müdürüyken, ülkenin kaderini belirleyen karanlık siyasi rüzgarlar onun da hayatını değiştirdi. Dönemin iktidarı, onun ilkelerinden ödün vermeyen duruşunu sindiremedi ve onu, eğitimin kalesi olan makamından haksızlığın rüzgarıyla kopardı. Bir sürgün kararıyla Kasımpaşa Ortaokulu’nda Türkçe Öğretmeni olarak görevlendirildi; hatta okulu, günün yarısını Güzelce İlkokulu ile paylaşacak kadar zor şartlardaydı. Fakat İsmail Bayraktar, nerede olursa olsun, bir nefer gibi görevine sadık kaldı. O, sadece bir öğretmen değil, aynı zamanda ÜLKÜ-BİR üyesiydi; değişik dönemlerde yönetimde görev alarak, inandığı davanın sancak taşıyıcısı olmuştu.
HAYATIN KIYISINDAKİ SON MESKEN
Mücadele dolu hayatının yanı sıra, iki yol arkadaşıyla birlikte, alın teriyle kazanılan bir hayat kurma çabasına girişmişti. Boş vakitlerini geçirdiği, inşaat malzemeleri satan o küçük dükkan, onun ailesine ekmek götürme mücadelesinin sessiz şahidiydi. İşte o dükkan, 25 Aralık 1979 Salı günü, bir kahramanlık menkıbesinin son sahnesi haline geldi. O karanlık gün, 1970’lerin sonunu kana bulayan terörün en acımasız yüzüyle yüzleşti.
İsmail Bayraktar, dükkanında, gündelik hayatın sükuneti içinde beklerken; dev-sol yanlısı 3 militan, kin ve nefretle beslenmiş bir pusuyla üzerine yürüdü. Bu, ne bir tartışma ne de bir çatışmaydı; bu, sadece imansızlığın imana, hürriyetin esarete açtığı alçak bir ateşti.
SON NEFES VE BİGADİÇ’E VEDA
Ülkücü Şehit İsmail Bayraktar, davasının bedelini canıyla ödedi. Hain kurşunlar, acımasızca, vücudunun çeşitli yerlerine tam 13 kez isabet etti. O, vatan ve inanç uğruna döktüğü her damla kanla, onurunu ve fedakarlığını mühürledi. Ağır yaralı olarak kaldırıldığı Cerrahpaşa Hastahanesi’nde, yüreği vatan sevgisiyle çarparak son nefesini verdi ve ebediyete yürüdü.
Son arzusuna uyularak, naaşı ait olduğu topraklara, doğduğu yer olan Balıkesir-Bigadiç’e götürüldü. Üç çocuğunun ve eşinin gözyaşları arasında, inandığı dava uğruna şehit düşmüş bir kahraman olarak toprağa emanet edildi.
"O artık sadece bir isim değil, geride bıraktığı üç masum göze, yetiştirdiği binlerce öğrenciye ve vatanın her köşesine sinmiş, asla unutulmayacak destansı bir öğretidir."