“Kimi hayatlar doğdukları toprağın adıyla değil, uğruna yürüdükleri ateşin kararlılığıyla anılır.”
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞI
Mehmet Sedat Kurban. Adı, 1978 yılının o çetin kışına bir mühür gibi kazınmış, duruşuyla İstanbul’un karanlık sokaklarında bir meşale yakmış bir kahraman. Onun doğduğu yer ve dünyaya getirdiği mesleği kayıtlarda boş bırakılmış olabilir; zira O, kendini bir davaya adamış ve en yüce mesleği olan ‘adanmışlık’ ile anılmayı seçmiştir. O, sıradan bir hayat sürmeyi reddetmiş, varlığını milletinin istikbali için bir kalkan yapmıştır.
YÜREĞİNDEKİ YEMİN VE MÜCADELE
Mehmet Sedat Kurban, sadece bir isim değil, bir teşkilatın yapı taşıydı. İstanbul Fatih’te, ülkücü hareketin can damarı olan Ülkücü Teknik Elamanları Derneği’nin kuruluşunda aktif görev alarak inancının temelini attı. Duruşu, Büyük Ülkü Derneği’nde Başkan Yardımcılığı mertebesine yükselmesiyle tescillendi. O, kürsülerde değil, bizzat cephede görev almış bir liderdi. İstanbul’un o zorlu döneminde, idealist duruşu sebebiyle defalarca saldırıya uğradı, defalarca hedef gösterildi. Ancak her saldırı, onun yolundan dönmediğini, aksine inancının çeliğini daha da sertleştirdiğini kanıtlayan bir onur nişanesiydi. O, tehlikenin gölgesinde yaşamayı değil, tehlikenin üzerine yürümeyi seçmişti.
O KARANLIK KIŞ GECESİ
Takvimler, soğuk ve acı bir günü, 25 Aralık 1978’i gösteriyordu. Mekân, İstanbul Fatih. O gece, şehir üzerindeki gerilim adeta somutlaşmış bir tehditti. Mehmet Sedat Kurban, genellikle ülküdaşlarının bir araya geldiği, o dönemin sığınağı olan bir kahvehanedeydi. Orası bir limandı, ancak dışarıdaki karanlık, fırtınayı getiriyordu.
Gece çöktüğünde, kin ve nefretle bilenmiş, 25 ila 30 kişiden oluşan gözü dönmüş bir komünist grup, ansızın kahvehaneye doğru yürüdü. Kahramanların toplandığı bu küçük direniş yuvası, saniyeler içinde kanlı bir pusuya dönüştü. Silahlar ateşlendi, mermiler havayı yırtarak içeriye yağdı.
SON NEFES VE YÜCELİŞ
Ateş fırtınası dindiğinde, geriye sadece yıkım kalmıştı. Birçok ülküdaşı ağır yaralanmıştı. Fakat Mehmet Sedat Kurban, vatan aşkının bedelini en ağır şekilde ödemişti. Düşmanın ateşi, O’nun göğsünü ve ciğerini hedef almıştı. Kahraman, bulunduğu yerde, mücadele bayrağını indirmeden, tek bir an bile geri çekilmeden şehit düştü. Olay anında düşen o beden, bir davanın sonsuzluğa uzanan köprüsü olmuştu.
O gece sadece Mehmet Sedat Kurban düşmedi. O saldırıda ağır yaralanan bir diğer ülkücü, Numan İnce, kaldırıldığı hastanede üç gün süren onurlu bir direnişin ardından yoldaşının peşinden yürüyerek şahadete erişecekti.
Mehmet Sedat Kurban, hayatını yazdığı hikâyenin en destansı bölümünü 25 Aralık 1978’de, İstanbul’da, düşmanın namlusuna siper ederek tamamladı.
“25 Aralık 1978, İstanbul Fatih; sadece bir ölüm tarihi değil, Mehmet Sedat Kurban’ın adanmış ruhunun ebediyete yükselişinin destanıdır.”