"Kimi zaman alın teriyle, kimi zaman da kanıyla yazılır vatanın destanı. O, her ikisini de feda edenlerdendi."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİ: GAZİANTEP’İN YİĞİT EVLADI
O, Gaziantep toprağının sadık bir meyvesiydi. Doğduğu şehirde kök salmış, hayatını alın teriyle yoğurmuş bir işçiydi: İsmail Kara.
Sırtında taşıdığı yük, sadece bir fabrika işçisinin yorgunluğu değildi. O, evliydi; yuvasında iki küçük can taşıyan omuzlarında, geleceğe dair büyük bir sorumluluk da vardı. Kutsal bir baba, güvenilir bir eş, dürüst bir emekçiydi. Onun hayatı, bir fabrikanın gürültüsü ile bir milletin sessiz bekleyişi arasında kuruluydu.
FABRİKADAN CEPHEYE: İDEOLOJİNİN NEFERİ
İsmail Kara, sıradan bir işçi değildi; o, hakkı ve milli şuuru savunan bir neferdi.
Mobilya Fabrikasında çalışıyor, emeğiyle helal kazancın onurunu taşıyordu. O, sendikal mücadeleyi sadece ekonomik bir hak arayışı olarak görmezdi. Türk-Büro İş Sendikasının üyeliğiyle birlikte, asıl büyük davasını MİSK (Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu) çatısı altında yürütüyordu.
O, Türk Milleti’nin bağımsızlık idealine adanmıştı. Bu adanmışlık, onu kaçınılmaz bir cepheye sürükledi. Ülkenin ruhunu zehirlemeye çalışan "Kızıl örgütlenmeye" karşı dimdik duran o yiğitler safındaydı. O, biliyordu ki, işçinin onuru ve ekmeği, önce vatanın bekasıyla korunur. Bu inançla, karanlığa karşı cesaretle mücadele verdi, duruşunu asla eğmedi.
25 ARALIK 1978: O KARANLIK PUSU
Takvim yaprakları, bir ihanetin ve fedakarlığın yaşandığı o soğuk Aralık akşamını işaret ediyordu: 25 Aralık 1978.
Gaziantep semaları alacakaranlığa bürünmüştü. İsmail Kara, mesaisini bitirmiş, yorgun adımlarla ailesine kavuşmanın hasretiyle yürüyordu. Bu yorgun adımlar, ne yazık ki, son adımları olacaktı. Kızıl ideolojinin kirli emellerine hizmet eden komünist militanlar, onu çoktan takibe almıştı. Onlar, sinsiliğin ve korkaklığın temsilcisiydi.
Halktan, işçi sınıfından yana olduklarını iddia eden bu hainler, akşam karanlığında iki soysuz katil olarak karşısına çıktılar. Bir emekçi, bir işçi, Proletarya adına konuşan bu Moskof döllerinin silahlarıyla tarandı.
O, son nefesine kadar hakkın ve milletin duruşunu taşıdı.
ŞEHADET VE SONSUZ MÜHÜR
Vuruldu. Yere düşen, sadece bir işçinin yorgun bedeni değildi; namlusunu işçinin kalbine çeviren ihanetin çirkin yüzüydü. İsmail Kara, o karanlık saldırının ardından Gaziantep’te ŞEHİT edildi.
O gün, bir fabrika işçisi susturulamadı; sadece bir kahramanın davasına ebedi bir mühür vuruldu. O’nun akıttığı kan, vatanın mücadelesinde bir dönüm noktası oldu. İsmail Kara, alın teriyle kazandığı ekmeği, gerektiğinde canıyla ödemiş, adını tarihin ve davanın şeref sayfalarına yazmıştır.
"Gaziantep'in soğuk bir Aralık akşamında dökülen o kan, milletin davasına vurulmuş bir mühürdür. O mühür ki, ne zaman silinir ne de unutulur."