"Kimi zaman en büyük cephe, karanlığın ortasında parlayan hakikattir. Hasan Yüzüak, bölünmeye kalkan bir millete vicdanıyla siper oldu."
YÜREĞİNDE TAŞIDIĞI VİCDANIN KİMLİĞİ
O, tarihin en çetin sınavlarından birini yaşayacak olan topraklarda, Kahramanmaraş’ta doğdu. Hayatını emeğiyle kazanan, özel bir kuruluşta alın teriyle çalışan bir işçiydi. Hasan Yüzüak. Mağralı mahallesinde, mütevazı bir yaşamın içinde, eşi ve biricik evladının gülüşleriyle hayat buluyordu. O sadece bir işçi değil, aynı zamanda yuvasının direği, vatanının sessiz ve adanmış bir neferiydi. Onun kimliği, makamlardan değil, taşıdığı yüksek ülkü ve adanmışlık ruhundan geliyordu.
KAOSUN ORTASINDAKİ AYDINLIK SES
Takvimler 24 Aralık 1978’i gösterirken, Kahramanmaraş, tarihin en karanlık manipülasyonlarının sahnesiydi. Şehir, kardeşin kardeşi kırdırmak isteyen ajan-provokatörlerin yaydığı asılsız haberlerle zehirleniyordu. Özbe öz Türk olan Alevilerle Sünniler arasında kasıtlı bir gerginlik oluşturuluyordu.
Hasan Yüzüak, bu kör edici pusun ve oynanan alçakça oyunun farkındaydı. O, dostluğu mezheplere sığdırmayan bir adamdı; çevresinde sayısız Alevi arkadaşı ve dostu vardı. Hasan, vicdanını susturmayı reddetti. O, karanlığın ortasında fısıldanan yalanlara karşı duran, gür bir ses oldu. Çevresindeki ülküdaşlarını ve komşularını sürekli uyarıyor, uyanık olmalarını, hain tahriklere kapılmamalarını tembih ediyordu. Onun bu yüksek ahlakı ve ayrımcılığı reddeden duruşu, ortalığı karıştırmak isteyenlerin planlarını bozuyordu. Ve bu bozgunculuk, birilerini ölümcül derecede rahatsız etti.
O KARANLIK GÜN: KAHRAMANIN SON MÜCADELESİ
Hasan, o gün, evinin huzurunda oturuyordu. Bir babanın ve bir eşin sığınağı olması gereken o kutsal mekan, birdenbire elli kişilik öfkeden, nefretden ve kinle beslenmiş bir grubun hedefi oldu. Bu grup, sadece bir adamı susturmak için değil, onun inancını ve duruşunu linç etmek için gelmişti.
Saldırganlar, Hasan’ın kalkanı olan ailesini bahçeye çıkararak, onu evinin ortasında tek başına bıraktılar. Bu, bir yiğidin kendi evinde düşmanla yüzleştiği son ve en acımasız cephesiydi.
FEDAKÂRLIĞIN EŞİĞİ: BALTADAN VE KURŞUNDAN ÖTE BİR DİRENİŞ
Ülküdaşımız Hasan’a balta, taş ve sopalarla saldırıldı. Bu, bir linç girişimiydi; nefreti doyurmak için tasarlanmış vahşi bir eylemdi. O, vicdanını satmadığı için, bölünmeye izin vermediği için, ailesinin gözleri önünde tarifsiz bir eziyete katlandı.
Ancak öfke ve şiddet, hakikati susturmaya yetmedi. Direnişini kıramadıkları Hasan’ı, o zalimler, nihayetinde alçakça kurşunlayarak şehit ettiler. Hasan Yüzüak, bölünmüşlüğe karşı duruşunun bedelini canıyla ödedi, ancak o gün Maraş’ta düşen her damla kan, geleceğin dürüstlüğü için atılmış bir imza oldu.
"24 Aralık’ın karanlığına düşen o son kurşun, bir canı söndürmedi; bölünmüşlüğün üzerine dikilen bir kahramanlık anıtının temeli oldu."