"Büyük ideal, kendi gölgesini silenlerin hikâyesidir; bazılarının destanı, sadece bıraktıkları cesaretle yazılır."
KİMLİĞİ VE BİLİNMEZLİĞİ
O, çağın en büyük fırtınasına göğüs germiş isimsiz kahramanlardan biriydi: Ülkücü Şehit ALAADDİN CİĞER.
Biz, onun nereli olduğunu, hangi toprakların kokusuyla büyüdüğünü bilmiyoruz. Biz, onun ellerinin nasırlı mı, yoksa mürekkep lekeli mi olduğunu, hangi mesleğin zorluğunu sırtladığını da bilmiyoruz. Çünkü Alaaddin Ciğer, kendisini sıradan kimlik tanımlarının ötesine taşımıştı. O, sadece bir doğum yeri veya meslek unvanı değildi; o, ülkü denen kutsal davanın ta kendisiydi. Hayatını değil, sadece adını ve fedakârlığını miras bırakan bu kutlu şehit, geride bıraktığı boşluklarla bile, adanmışlığın ne demek olduğunu haykırmaktadır.
BİR MİLLETİN ÜZERİNDEKİ KARANLIK
1970’ler, Türkiye’nin kalbine saplanan bir hançerdi. Yıllardır estirilen dehşet ve korku, komünist işgale hazırlık gayesiyle milleti parçalama hedefi güdüyordu. Alçakça hazırlanmış bu büyük oyunun bir parçası olarak, devrimci solcu-komünist militanlar, acımasız ve hain faaliyetlerle yurdu kana buluyorlardı. Plan basitti, fakat yıkıcıydı: Kardeşi kardeşe kırdırmak, mezhep çatışmasını körüklemek ve bir iç savaş çıkarmak.
Kahramanmaraş, Çorum ve Sivas gibi şehirler, bu dehşetin en ağır yükünü omuzladı. Türk’ü Türk’e kırdırma emeli güden bu karanlık tertipte, yabancı gizli servislerin de parmağı olduğu görüldü. O terörden binlerce masum vatandaşımız nasibini alırken, milli duruşun kalesi olan ülküdaşlarımız da bu saldırıların hedefi oldu. Onlar, o karanlık gecelerde, ülkenin son savunma hattıydı.
MARAŞ ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞÜ
Yıl 1978'di. Türkiye, tarihinin en kritik günlerini yaşıyordu. Ve o yılın en kara lekesi, Maraş’a kazındı.
Ülküdaşımız Alaaddin Ciğer, o büyük saldırıların ve katliamların yaşandığı yer olan KAHRAMANMARAŞ’taydı. Biz, onun o gün tam olarak ne yaptığını, hangi çatışmanın içine girdiğini, hangi canı kurtarmak için ileri atıldığını kesin olarak bilmiyoruz. Çünkü bu metin, onun son adımını tarif etmeden kesilmiştir.
Ancak biliyoruz ki, o, o kaotik ortamda, ihanetin ve terörün en yoğun olduğu anlarda oradaydı. Tüm ülkenin gözü önünde planlanan bu alçakça saldırılar zinciri devam ederken, Alaaddin Ciğer korkakça geri çekilmek yerine, inancı uğruna tehlikenin üzerine yürüdü. Bilinmezlik, onun kahramanlığının büyüklüğünü örtmez; aksine, son anındaki kararlılığın ve gönüllü fedakârlığın bir mührü olur. O, memleketi bölme arzusundaki güçlere karşı, kendi canını kalkan yapmayı seçti.
EBEDÎ MÜHÜR
Ve takvimler, fedakârlığın en derin olduğu günü gösterdi: 24 ARALIK 1978.
Alaaddin Ciğer, KAHRAMANMARAŞ’ın o günkü ateşinde, ülküdaşları gibi can verdi. O, canını ortaya koyarak, Türk milletinin bin yıllık kardeşliğini hedef alan o çirkin plana karşı durdu. Şehadeti, sadece bir bireyin sonu değil; vatanın bütünlüğü uğruna verilmiş büyük bir yeminin ispatı oldu. Onun adı ve şehit edildiği o tarih, vicdanlarda asla unutulmayacak bir direnişin ve adanmışlığın sembolü olarak kalmıştır.
"24 Aralık 1978, bir ölüm tarihi değil; bir vatan evladının, Türk’ü Türk’e kırdırma planına karşı duruşunun ebedî imzasıdır."