"Adanmış bir yürek için coğrafyanın önemi yoktur; varoluş, yürüyüşün kendisidir."
VAKFEDİLEN GENÇLİK: ÜMİT HASPOLAT’IN YEMİNİ
O, sadece bir isim değildi; o, 1980 yılının karanlık gölgeleri altında, ruhunu milletine adamış bir inancın sembolüydü. Adı: ÜMİT HASPOLAT. Bir profesör, bir komutan ya da bir devlet adamı değildi; o, idealleri uğruna en büyük bedeli ödemeye hazır, sırtında büyük bir davanın yükünü taşıyan sade bir ÖĞRENCİ idi. Onun kimliği sadece okuduğu okulun defterlerinde değil, mensubu olmaktan onur duyduğu soylu sancağın altında yazılıydı: TÜRK MİLLİYETÇİSİ, ÜLKÜCÜ ŞEHİT.
1980’İN ATEŞİ VE İSTANBUL
Takvimler, ülkenin en çetin imtihanlardan geçtiği o kasvetli dönemi gösteriyordu: 08 HAZİRAN 1980. Vatanın dört bir yanı, fikrin kavgasına sahne olurken; hayatın en basit eylemleri dahi birer cesaret sınavına dönüşmüştü. Kahramanımızın son yürüyüşüne sahne olacak şehir ise imparatorlukların kalbi, kutlu şehir İSTANBUL’du. Her köşe başında kurulan pusuların, her caddede gezinen tehlikenin farkında olmasına rağmen, Ümit Haspolat, inandığı yolda bir an olsun tereddüt etmedi.
KASIMPAŞA’DA ÜÇ YÜREK
Olay Günü, İstanbul Kasımpaşa’nın sıradan bir sokağı, destansı bir vedaya hazırlanıyordu. Ümit Haspolat, davasının iki yiğit neferi, iki can yoldaşı, iki ülküdaşı ile omuz omuza yürüyordu: Orhan Özer ve Nevzat Özdener. Onların yürüyüşü sadece bir caddeden geçmek değildi; bu, ülkü birliğinin, sarsılmaz kardeşliğin ve inançlarının görünmez bayrağını taşımanın sessiz bir eylemiydi.
HAİN PUSU VE SON DİRENİŞ
Ancak bu onurlu yürüyüş, karanlık bir tuzakla kesildi. Kimlikleri inançlarına düşman olan üç komünist militan, en alçakça yolu seçerek, gafil avlamanın kalleşliğini tercih ettiler. Üç ülküdaş, ansızın başlayan bir yaylım ateşine maruz kaldı. O an, Kasımpaşa’nın kaldırımları bir yiğitlik meydanına dönüştü.
Bu, bir çatışma değil, bir infaz girişimiydi. Mermiler havada ölüm dansı yaparken, Ümit Haspolat’ın genç bedeni, ülküdaşlarını koruyan bir siper gibi öne çıktı. Kardeşleri Orhan Özer ve Nevzat Özdener, bu saldırıdan ağır yaralarla kurtulmayı başararak o çetin günde direnişin simgesi oldular.
ŞEHADETİ: ZAMANIN DURDUĞU AN
Fakat Ümit Haspolat, namlunun karşısında inancından bir an bile sapmadı. O, son nefesinde bile taşıdığı sancağın ağırlığını biliyordu. Ülkücü Şehit Ümit Haspolat, 08 Haziran 1980’de, İstanbul sokaklarında, üç kurşunla değil; üç bin yıllık bir adanmışlığın onuruyla, hakkın ve hakikatin bedelini ödeyerek şehit edildi. Onun düşüşü, yenilgi değil; genç bir öğrencinin ebediyete yükselttiği, unutulmaz ve sarsılmaz bir destanın başlangıcı oldu.
"Tarih, sadece doğduğu yeri değil; uğruna can verdiği vatan toprağını yazar. Ümit Haspolat, o gün sadece düşmedi, bir milletin vicdanına adını kazıdı."