"Bazı hayatlar, sadece yaşadıkları süreyle değil; düşerken dahi attıkları son adımla bir milletin kaderini aydınlatır. Onlar, tarihin kuru sayfalarına sığmayan bir yeminin canlı kanıtıdır."
KİMLİĞİ VE VAKFEDİLMİŞ HAYATI
Adı: ŞEREF KUTSAL. Kimliği, doğum yeri veya mesleği gibi dünyevi kayıtlar, onun için bir idealin gölgesinde kalmıştır. Bilinmeyen tüm detaylar, onun bu millete duyduğu adsız, karşılıksız adanmışlığın bir mührü gibidir. O, sadece bir birey değil; adını hayatını vakfettiği yolda bulmuş bir Ülkücü Şehitti. Onun özü, bir görevi yerine getirmekten ibaretti: Türkiye Cumhuriyeti’ni, içeriden ve dışarıdan gelen her türlü ihanete karşı savunmak.
TÜRKİYE'Yİ SARAN ZULMET VE KADER ÇAĞRISI
Yetmişli yılların karanlık dehlizlerinde, Türkiye’nin üzerine bir ihanet planının gölgesi düşmüştü. Yıllardır estirilen terör, devrimci solcu ve komünist militanların acımasız ve haince faaliyetleriyle zehirli bir rüzgâra dönüştü. Hedef basitti, ancak yıkıcıydı: kardeşi kardeşe kırdırmak, bir iç savaş çıkarmak.
Bu alçakça plan, mezhep çatışmasını körüklemeyi amaçlıyor, Türk’ü Türk’e düşman etme emeli güdüyordu. Gizli yabancı servislerin de içinde olduğu bu büyük tertip, Kahramanmaraş, Çorum ve Sivas gibi kadim illerimizde toplu katliamlar gerçekleştirerek milletin kalbine derin yaralar açmıştır. Şeref Kutsal’ın ülküdaşları da bu saldırıların doğrudan hedefi olmuş, her adımda şehadetle sınanmıştır. İşte Şeref Kutsal, bu büyük zorbalığın, bu ulusal zulmetin tam ortasında, sırtını dönmeyi reddeden kahramanlardan biriydi.
KAHRAMANMARAŞ DESTANI VE SON SEÇİM
Takvimler, milletin en ağır imtihanlarından birinin yaşandığı o kanlı günleri gösteriyordu. Kahramanmaraş, yalnızca bir şehir değil, bir direniş kalesi, bir hain pusunun merkezi haline gelmişti. Masum vatandaşlarımız hayatını kaybederken, vatanın bekçileri en ön safta durmak zorundaydı.
Şeref Kutsal’ın o son gün nerede durduğu, hangi cephede savaştığı, silahını ne zaman ateşlediği veya hangi yarayı taşıdığı, tarihin sessizliğine emanettir. Olay Günü’ne dair kayıtların azlığı, onun fedakârlığının yüceliğini ve bilerek yürüdüğü ateş çemberini simgeler. O, tehlikenin en yoğunlaştığı anda, komünist militanların ve yabancı piyonların hazırladığı karanlığın üzerine tereddütsüz yürüdü. Bilinmeyen o son an, Şeref Kutsal’ın kişisel tercihi ve en büyük kahramanlık eylemiydi: Canını, milletin birliği uğruna feda etme kararı.
24 ARALIK: KAN VE YEMİN GÜNÜ
Şeref Kutsal, 24 Aralık 1978’de, Kahramanmaraş’ın o zorlu ve kanlı günlerinde, ülkücü duruşunun en yüksek bedelini ödedi. O, sadece bir terör eyleminin kurbanı olmadı; karanlığa karşı dikilen bir bayrak oldu. Onun şehadeti, Türk’ün Türk’e düşman edilme planına karşı atılmış çelikten bir tokattı.
Şeref Kutsal’ın adı, tıpkı Maraş’ta, Çorum’da ve Sivas’ta can veren diğer adsız kahramanlar gibi, bir davanın onurunu ve şerefini taşıyan ebedi bir nişane olarak kayıtlara geçti. O, ülkücülük ülküsünün, can pahasına dahi olsa geri adım atılmayacağının en acı, en kutsal kanıtıdır.
"Şeref Kutsal, bedeniyle toprağa düştü; ancak ruhu ve adanmışlığı, vatana ihanet edenlerin kurduğu tuzağın sonsuza dek çözülemeyecek düğümünü, kendi kanıyla attığı imza ile çözmüştür. O, şehit düştüğü o gün, bir destanın başlangıcı olmuştur."