"Bazı hayatlar, sadece bir mahalleyi değil, bir milletin ruhunu aydınlatmak için vardır. Onlar, gölgelerin üzerine yürüyen adanmışlardır."
YÜREĞİNDEKİ MÜHÜR VE KADER (The Seal in His Heart and Destiny)
Onun dünyaya gözlerini açtığı yerin kaydı, belki de zamana karışıp silinmiştir. Ama Hafız Tanık’ın duruşu, hangi topraktan geldiğinden çok daha kıymetliydi; o, inancın ve adanmışlığın ta kendisinden neşet etmişti. O, sadece bir birey değil, zorlu bir dönemin ahlaki pusulasıydı. Tarih, bu büyük kahramanlığın bedelinin ödendiği o kara günü kaydetti: 23 ARALIK 1979. İstanbul’un göğü, Alibeyköy Karadolap Mahallesi’nde, bir yiğidin ebediyete yükselişine tanıklık edecekti.
KARADOLAP’IN EBEDİ MUHTARI (The Eternal Headman of Karadolap)
Hafız Tanık, yalnızca resmi bir görevli değildi; o, mahallesinin kalbi, vicdanı ve sarsılmaz direğiydi. Mesleği bir unvan değil, bir çobanlık yeminiydi: MUHTAR. Mahallesindeki ülkücü gençlerin baş eğmeden baktığı, yol göstericisiydi; herkesin "Hafız Ağabeyi"ydi. O, namazında, niyazında, ruhunu sadece Hakka adamış biriydi. Bu adanmışlık, onun en büyük kalkanıydı.
O yıllarda, mahalleler ideolojik bir savaşın pençesindeydi. Karadolap’ta ise, karanlık örgütlerin ve komünist yapılanmaların rahatça kök salmasını engelleyen bir set vardı: Hafız Tanık’ın ta kendisi. Onun varlığı, o bölgede düzene, imana ve sarsılmaz bir duruşa sahip çıkılması demekti. O, sessizliğin ortasındaki güçlü bir uyarı ateşi gibiydi; hiçbir baskı ve tehdit onun bu kutsal görevi terk etmesine yetmedi.
PUSU VE SON YÜRÜYÜŞ (The Ambush and the Final Walk)
O gün, her zamanki sadeliğinde başladı. Tehlikenin her an kapıda olduğunu bilmesine rağmen, geri adım atmadı, yolunu değiştirmedi. Hafız Tanık, mahallesindeki bir sırdaşının, bisiklet tamirciliği yapan o arkadaşının dükkanından çıktı. Adımları, evine, sıcak yuvasına doğru atılıyordu; huzurlu bir akşam hayaliyle...
Ancak pusu kurulmuştu. Mahallenin aydınlığına tahammül edemeyenler, bu sarsılmaz iradeyi ancak arkadan, karanlık bir eylemle durdurabileceklerini sanmışlardı. İki hain gölge, iki solcu-komünist militan, alçakça bir saldırı başlattı. Adeta Karadolap’ın huzuruna sıkılmıştı o kurşunlar.
ŞEHADETİ VE SONSÜZ YÜKSELİŞ (Martyrdom and Eternal Rise)
Hafız Tanık, üzerine yağan ateşe rağmen dimdik durdu. O, sadece bedenine isabet eden kurşun yaralarını değil, bir milletin vicdanına sıkılan ihaneti de taşıyordu. O an, bir muhtarın basitçe öldüğü an değildi; o an, İstanbul semalarında bir kahramanın, davası uğruna en yüce mertebeye eriştiği andı.
Hafız Tanık, 23 Aralık 1979'da düştüğünde, fiziken yenilmiş olabilir; ama bıraktığı adanmışlık mirası, Karadolap'ın duvarlarına ve ülkücü gençlerin ruhuna ebediyen kazınmıştır. O, karanlık çağlarda dahi imanıyla ve cesaretiyle nasıl bir muhtar olunacağını kanıtlamıştır.
"Kahramanlar, göğüsledikleri tehlikelerle ölçülürler. Hafız Tanık ise, sadece bir hayatı değil, bir neslin onurunu kurtararak ölümsüzleşmiştir."