"Kimi destanlar kâğıtlara sığmaz, sadece yanan bir yüreğe yazılır. O yürek, Mehmet Yıldız’ın kalbiydi."
KİMLİK BİLİNMEYENİN YEMİNİ
Bu topraklarda öyle kahramanlar vardır ki, ne doğdukları yerin adı ne de tuttukları mesleğin unvanı önemlidir. Onlar, yalnızca bayrağa adanmış bir ruh olarak anılmayı seçer. Ülkücü Şehit Mehmet Yıldız da onlardan biriydi. Biyografisinin satırları bilinmezlik perdesiyle örtülüdür; nerede dünyaya geldiği, hayatını hangi işle kazandığı bilgisi tarihin sisleri içinde kalmıştır. Zira onun tek mesleği vardı: Vatanı beklemek. O, sıradanlığın ötesinde, kendisini feda etmeye hazır bir iradenin timsaliydi.
MİLLETİN ÜZERİNE ÇÖKEN KARANLIK
Yıl 1978’di. Türkiye, en karanlık ve en sinsi saldırının hedefindeydi. Yıllardır estirilen dehşet, komünist işgale zemin hazırlamak isteyen devrimci solcu militanların haince faaliyetleriyle zirveye ulaşmıştı. Amaç, milletin kalbine zehir enjekte etmek, kardeşi kardeşe kırdırmak ve bir iç savaş çıkarmaktı.
Kahramanmaraş, Çorum ve Sivas gibi mübarek şehirler, bu alçak planın merkezine oturtulmuştu. Yabancı gizli servislerin soğuk eliyle tertip edilen bu katliamlar, Türk’ü Türk’e kırdırma emelini güdüyor, mezhep çatışması ateşiyle vatanı yakmaya çalışıyordu. Bu dehşet, binlerce masum vatandaşın canına mal oldu; bu saldırılar, milli duruşun kalesi olan ülküdaşlarımızı da hedef aldı. Mehmet Yıldız, işte bu zulmün gölgesinde dimdik duran o cesur yüreklerden biriydi.
SON DİK DURUŞ VE KADERİN ÇEMBERİ
Olay Günü’nün dehşeti ve Mehmet Yıldız’ın son anlarına dair detaylar, tarihe yazılmamıştır. Tarih, bazen kahramanların en büyük fedakârlığını, o son ana dair hiçbir iz bırakmayarak yüceltir. Biz bilmeyiz; elinde ne vardı, kaç düşmana karşı durdu, son nefesini nerede verdi.
Ancak kesin olan şudur: Kahramanmaraş’ta terör en acımasız yüzünü gösterirken, Mehmet Yıldız kaçmadı. O, karanlığın ortasına, hainlerin kurduğu ateş çemberinin içine doğru, kararlılıkla yürüdü. Hayatını feda ederek, o günkü alçakça plana karşı konulabilecek en büyük direnişin, bir canın bedeli olduğunu gösterdi. Olay yerinde sadece, bir ülküdaşın teslim olunmayacağına dair verdiği yeminin ebedi yankısı kalmıştır.
23 ARALIK’IN YÜKÜ VE EMANETİ
Mehmet Yıldız, 23 Aralık 1978 tarihinde, mübarek Kahramanmaraş topraklarında şehadet şerbetini içti. O’nun ölümü, sadece bir bireyin kaybı değil, vatanın birliği için ödenen yüksek bedelin ve haysiyetli bir direnişin destanıdır.
O, Türk milletinin üzerine kurulan en büyük tertibe karşı canını kalkan eden, adını ebediyete yazdıran bir meşaledir. Mehmet Yıldız, bir olgusal bilgi değil; binlerce yıldır süregelen, canı pahasına vatanı savunan yiğitlerin sönmeyen ruhudur.
"Bilinmeyen bir yiğidin fedakârlığı, nesiller boyu sürecek bir destanın ilk ve en sarsılmaz satırıdır. Unutulmayacaktır."