"Vatanın bekası için yürünmesi gereken yolların en zoru, ihanetin ve kargaşanın ortasından geçen ateş yoludur. Hamza Yıldız, o yolu yüreğiyle aydınlattı."
---
BİR ADANMIŞLIĞIN KİMLİĞİ VE EBEDİ SANCAĞIN İZİ
Tarih, bazı isimleri sadece doğum yerleri veya meslekleriyle değil, uğruna can verdikleri yüce gaye ile anar. ÜLKÜCÜ ŞEHİT HAMZA YILDIZ da, adı milletin vicdanına yazılmış, destanlaşmış bir yiğittir. Doğduğu yerin coğrafyası kayıtlarda saklı kalsa da, ruhunun vatan toprağına duyduğu sevgi herkesçe bilinmektedir. Hangi mesleği icra etmiş olursa olsun, o günlerde üstlendiği tek kutsal meslek, milletinin namusunu ve birliğini korumaktı. Kaderi, 23 ARALIK 1978 günü, Kahramanmaraş’ın karanlık ve kanlı kışına mühürlenmiştir.
TERÖRÜN KISKACI VE YABANCI GÖLGELER
Hamza Yıldız’ın şehit olduğu dönem, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en zorlu ve kanlı ihanet planlarının uygulandığı karanlık bir zamandı. Türkiye’yi komünist işgale hazırlamak için yıllardır estirilen terör rüzgarı, devrimci solcu-komünist militanların acımasız ve haince faaliyetleriyle bir iç savaşı çıkarmak üzere tasarlanmıştı. Plan, kardeşin kardeşi kırdırtılması üzerine kurulmuştu.
Kahramanmaraş, Çorum ve Sivas illerimizde gerçekleştirilen toplu katliamlar, bu alçakça hazırlanmış tertibin sadece bir parçasıydı. Ülkeyi mezhep çatışmasına sürükleme ve "Türk’ü Türke kırdırma" emeli güdülüyordu. Bu kaos ve kıyamet planının ardında, milletin bekasına göz diken yabancı gizli servislerin gölgeleri görülmekteydi.
Bu alçakça terör saldırıları neticesinde nice vatandaşımız ölmüş, Ülküdaşlarımız da bu saldırılardan nasibini alarak kahramanca şehit olmuştur. Hamza Yıldız, işte o ateş çemberinin içine korkusuzca yürüyen, vazgeçilmez bir adanmışlığın nişanesiydi.
KAHRAMANMARAŞ’TA SON DİK DURUŞ
Kahramanmaraş, o kara kış günlerinde, ihanetin ve zulmün en acımasız yüzünü görmüştü. 23 ARALIK 1978, sadece bir takvim yaprağı değil, bir milletin vicdanına saplanan bir hançerin tarihidir. Şehir, iç savaş çıkarmak isteyen militanların saldırıları altındayken, Ülküdaşımız Hamza Yıldız, geri çekilmeyi reddederek vatanının ve inancının yanında saf tuttu.
O, terörün çirkin yüzüne karşı duran, vatanın birliğini canı pahasına savunan yiğitlerden biriydi. Onun duruşu, kuru bir direniş değil; milletinin geleceğine duyduğu sarsılmaz imanın en büyük kanıtıydı. O gün, Kahramanmaraş’ın semaları, sadece kanı değil, aynı zamanda cesareti ve fedakârlığı da yutmuştur.
SON ADIMIN GİZEMİ VE YÜCELİŞ
Hamza Yıldız’ın şehadet anına dair kuru bir kayıt bulunmamaktadır. Olay gününün detayları, son nefesini nerede ve nasıl verdiğini bize açıkça söylemez. Ancak bu bilinmezlik, onun kahramanlığını küçültmez; aksine, fedakârlığının ne denli büyük olduğunu gösteren bir destanın giriş cümlesi olur.
Hamza Yıldız, o dehşetli saldırıların yaşandığı Maraş’ta, geri çekilmek yerine tehlikenin üzerine yürüdü. Hangi bilinçle, hangi kararlılıkla o son adımını attı? Hangi hain kurşun onu buldu? Bunların bilinmiyor oluşu, onun şehadetini sıradan bir ölüm olmaktan çıkarır; onu, vatanın bekası için gözünü kırpmadan ateşe atılmış bir meşale yapar. O, karanlık ve kaosun ortasında, ebedi bir duruş sergiledi ve ruhunu vatan toprağına emanet etti.
---
"Şehitlerin düştüğü yerler, sadece mezar değil; bir milletin bağımsızlık yemininin sarsılmaz mühürleridir. Hamza Yıldız’ın adı, vatanın kalbinde sonsuza dek yankılanacaktır."