"Vatanın ateş çemberine döndüğü o karanlık günlerde, kimi yiğitler sadece bir isim değil, milletin namusuna siper olmuş birer yemin kesilir."
BİR ADANMIŞLIĞIN KİMLİĞİ VE YOLU
O, topraklar yangın yerine döndüğünde, varoluşuyla duruşunu tek bir manada birleştirenlerdendi. Adı Enbiya Ermiş’ti. Kimliğini belirleyen, doğduğu toprakların veya icra ettiği mesleğin sıradan kaydı değildi; kimliğini, adanmışlığı ve taşıdığı unvan belirlemişti: ÜLKÜCÜ ŞEHİT.
Tarih sayfaları, onun hangi şehirde dünyaya gözlerini açtığını veya hayatını ne işle idame ettirdiğini kaydetmemiş olabilir. Ancak asıl olan şuydu: O, tehlikeye karşı duruşuyla yeniden doğmuş, hayatının amacını ulvi bir mücadelede bularak, tüm kişisel detaylarını büyük bir davanın ardında bırakmayı seçmişti.
MİLLETE KURULAN HAİN TERTİP
Türkiye’nin üzerine çöken karanlık, rastgele bir şiddet değildi; yabancı gizli servislerin de dahil olduğu, yıllardır titizlikle hazırlanan alçakça bir plandı. Bu planın tek bir hedefi vardı: Türkiye’yi komünist işgale hazırlamak, iç savaş çıkarmak, Türk’ü Türk’e kırdırmak. Devrimci solcu ve komünist militanların acımasız ve haince faaliyetleri neticesinde, en büyük yarayı milletin kalbine açmayı amaçladılar.
Kardeşi kardeşe düşman eden bu dehşetli düzen, özellikle Kahramanmaraş, Çorum ve Sivas illerimizde toplu katliamlara dönüştü. Mezhep çatışması tohumları ekilerek, milli birlik ve beraberliğin temelleri sarsılmak istendi. Vatandaşlarımızın, masum canlarımızın hayatına mal olan bu terör fırtınası estirilirken, ülküdaşlarımız da milletin kaderine siper olmak adına en ağır bedeli ödüyorlardı.
KAHRAMANMARAŞ VE SON YEMİN
Bu ateş çemberinde en şiddetli alevlerin yükseldiği yerlerden biri de Kahramanmaraş’tı. Enbiya Ermiş, davasının gereği olarak, o kaotik günlerde dahi vazgeçmeyen, kararlılığından zerre sapmayan yiğitlerdendi. O, tehlikenin boyutunu biliyordu; düşmanın gaddarlığını ve hainliğini idrak ediyordu, ama geri adım atmadı.
Takvimler, milletin yüreğine kazınan o dehşet günlerinden birini işaret ediyordu: 23 ARALIK 1978.
Olay Günü’ne dair elimizde kuru bir bilgi, detaylı bir anlatı bulunmayabilir. O an nerede duruyordu? Nasıl bir saldırıya uğradı? Düşmana son sözü ne oldu? Bu detaylar karanlığa gömülmüş olabilir. Lakin kahramanlığı asıl yücelten de budur: Enbiya Ermiş, tüm belirsizliğe rağmen, tüm tehlikelere rağmen, o gün dahi doğru bildiği yolda yürümekten vazgeçmemiş, adeta kendi kaderini alnına yazan bir iradeyle bu ateş çemberine girmiştir.
ŞEHADETİN ÖLÜMSÜZLÜĞÜ
O, milletin bekası uğruna cepheye atılan isimsiz kahramanların, o karanlık tertibe karşı vücudunu kalkan yapan fedailerin safındaydı. Bir iç savaş çıkarma amacını güden saldırılar ve katliamlar silsilesi, onun da canını aldı.
23 Aralık 1978'de, Kahramanmaraş'ın soğuk ve kanlı atmosferinde, Enbiya Ermiş düşmana geçit vermemek adına son nefesini verdi. O, bu hain terör saldırıları neticesinde şehit olan ülküdaşlarımızdan biriydi; adı, bu büyük mücadelenin ve ödenen ağır bedelin mührü olarak tarihe işlendi. Onun fedakarlığı, milletin uyanışına ve bu kirli planın bertaraf edilmesine hizmet eden kutsal bir direnişin en çarpıcı örneğidir.
"O, bilinmezliğin ortasında bir ışık oldu. Ve unutulmamalıdır ki, bir yiğidin düştüğü yer, artık o milletin en sağlam kalesidir."