"Bir milletin kaderi koptuğunda, bazıları sadece izlemez; onlar karanlığın üzerine yürüyen ilk ışıktır."
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞIN YÜKÜ
O, sadece bir isim ve tarihten ibaret değildi; O, 1970’li yılların karanlığında, vatanın bekası için yemin etmiş bir ruhtu.
Adı, Mehmet Mengücek.
O’nun doğduğu yerin hangi kutsal toprak olduğu, hayatını hangi meslekle kazandığı, bugün kuru bir metinde yazılı değil belki. Ama bilinmelidir ki, onun asıl mesleği, millete musallat edilen terör fırtınasına göğüs germekti. Bize sadece, O’nun bir Ülkücü Şehit olduğu bilgisi miras kaldı.
Mehmet Mengücek, kimliğini, kendi varlığından çok daha büyük bir davanın uğruna feda etmiş, sessiz bir kahramandı.
TÜRK’Ü TÜRK’E KIRDIRMA PLANLARI
Türkiye, yıllardır süren alçakça bir tertibin hedefindeydi. Devrimci solcu-komünist militanların acımasız ve haince faaliyetleri, yabancı gizli servislerin sinsice planlarıyla birleşmiş, ülkeyi derin bir iç savaşa hazırlıyordu. Amaç, açıktı: Kardeşi kardeşe kırdırmak, mezhep çatışmasını körüklemek ve Türk’ü Türk’e düşman etmek.
Bu kirli oyunun sonucunda, Çorum, Sivas ve Kahramanmaraş illerinde toplu katliamlar yaşanmış, vatan evlatları bu terörden nasibini almıştır. Ülkücülerin bayrağı taşıdığı her yerde, bu karanlık saldırılar can almış, şehitler verilmiştir.
Mehmet Mengücek, işte bu ateş çemberinin ortasında, duruşuyla bir destan yazan ülküdaşlarımızdan biriydi.
KAHRAMANMARAŞ: ATEŞ ÇEMBERİ
O karanlık kış günleri, tarihin en acımasız sayfalarından biri olarak hafızalara kazındı. 23 Aralık 1978.
Kahramanmaraş, iç savaşı tetiklemek üzere hazırlanmış dehşetli bir karmaşanın kalbiydi. Mehmet Mengücek, hainlerin Türk milletine uzattığı eli kırmak için, gerçeğin ve cesaretin son siperi olarak bu şehirde duruyordu.
Olay Günü’nün detayları, ne tür bir zulme maruz kaldığı, hangi sokakta son nefesini verdiği bilgileri, kayıp birer sır perdesi altında gizli kaldı. Ancak bu bilinmezlik, O’nun kahramanlığını gölgelemez; aksine, O’nun ne kadar büyük bir fedakarlıkla, bilinçli olarak tehlikenin tam ortasına yürüdüğünü gösterir.
O, arkasına bakmadan, karanlığın üzerine yürüdü ve bu ülkenin bölünmezliği için son kararını verdi.
ŞEHADET VE SONSUZ NÖBET
23 Aralık 1978 günü, Kahramanmaraş’ta sadece bir can toprağa düşmedi; Mehmet Mengücek, milli şuurun ve adanmışlığın sarsılmaz bir sembolü olarak tarihe yazıldı.
O’nun şehadeti, Türk’e kurulan tuzakların ve milletin bekası uğruna dökülen kutsal kanın en çarpıcı örneklerinden biridir. Mehmet Mengücek, terörün alçakça saldırılarından nasibini alarak şehit düşen binlerce ülküdaşımızın sessiz yeminini taşıyordu.
O, bir isimden ibaret değildi; O, 1978 kışında, bayrak düşmesin diye son nefer olarak ayağa kalkan ruhun ta kendisiydi.
"O, sadece bir tarih değil; O, karanlık bir çağda, sessizce ödenen en büyük borcun ve sonsuzluğa uzanan sönmez bir ruhun destanında gizlidir."