"BİR MİLLETİN KALBİ, SADECE ÇELİKLE DEĞİL, UĞRUNA ÖLÜMÜ GÖZE ALANLARIN KORKUSUZ RUHUYLA ATAR."
BİR YÜREK DOĞDU: KÖYDEN İDEALE UZANAN YOL
Yıl 1949. Karadeniz’in hırçın rüzgârları altında, Trabzon’un Araklı ilçesine bağlı Yoncalı Köyü, bir kahramanın fidanını yeşertiyordu: Mehmet Ali Akaya. O, toprağın sadeliğini ve milletin çelikten iradesini ruhunda taşıyan bir ülkücüydü. Kendi köklerinden kopmadan, memleketin zorlu sanayi sahalarına, İstanbul’a geldi. O sadece bir yurtsever değildi; o, Tekel Sigara Fabrikasında alın teriyle çalışan bir işçiydi. Bir yanda rızkını kazanırken, diğer yanda millete adanmışlık meşalesini elinde tutuyordu. 30 yaşındaydı, bir yuva kurmuştu; hayatı, hem emeğin hem de davanın kutsal yükünü omuzluyordu.
TUZLA'NIN YILMAZ BAŞKANI VE ALIN TERİ
İstanbul’un kaotik ortamında, Tuzla semti onun kalesi, idealleri ise onun sancağı oldu. Mehmet Ali Akaya, sadece fabrika sahalarında değil, fikir cephesinde de bir liderdi. O, Tuzla Ülkü Ocakları Başkanlığı görevini üstlenerek, gençliğe ve millete bir duruş, bir istikamet sundu. İşçinin yorgun bedeninde taşıdığı inanç, onu sokakların ve ocakların en ön safına yerleştirdi. Hayatını adadığı bu kutlu mücadele, onu karanlık güçlerin hedef tahtasına oturtmuştu. O biliyordu ki, Türk milliyetçiliği davası, sıradan bir yaşamın konforundan vazgeçmeyi gerektiriyordu; o da vazgeçti.
25 MAYIS 1979: KAHVEHANEDE YAZILAN DESTAN
Takvimler 25 Mayıs 1979’u gösterdiğinde, İstanbul'da ülkücülerin hayatı, sıradan bir sohbete eşlik eden kalleş bir pusuyla kesilecekti. Tuzla’da, bir kahvehanede, ülküdaşlarıyla ülkenin geleceğini konuşurken, üzerine çöken karanlığın gölgesi birden belirdi. Komünist militanlar, silaha sarılarak, masum bir sohbeti kana buladı.
Mehmet Ali Akaya, ne kaçtı ne de saklandı. O an, bir işçi, bir eş ve bir ocak başkanı olmanın ötesinde, inançlarının üzerine yürüyen bir kahramana dönüştü. Yaşanan saldırının şiddeti büyük, verilen yara derindi. O, en ağır darbeyi aldı. Hayata tutunma mücadelesi çetin olsa da, aldığı yaralar bedenini hızla tüketiyordu. O, son nefesini vermeden önce, geride bıraktığı ülküye ve bayrağa sadakatin destanını yazmıştı.
SON NEFES VE SONSUZ YOLCULUK
Ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastane odası, bir fedakârlığın nihayetlendiği son durak oldu. Mehmet Ali Akaya, hedefine yöneltilen kurşunlara karşı durarak ödenmesi gereken bedeli ödedi ve kurtarılamayarak şehitlik mertebesine yükseldi.
O’nun bedeni, İstanbul’un karmaşasından alınıp, doğduğu toprağa, Trabzon-Araklı’nın Yoncalı Köyüne taşındı. Bir işçi olarak başlayan hayatı, bir ülkücü şehit olarak taçlandı ve ebedi istirahatgâhına uğurlandı. Mehmet Ali Akaya, 30 yıllık kısa ömrüne; alın terini, liderliği, evliliği ve en önemlisi, vatan sevgisiyle örülmüş bir destanı sığdırdı. O'nun adı, 1979 yılının o karanlık günlerinde dahi sönmeyen bir meşale olarak tarihin kalbine kazındı.
"KAHRAMANLAR, ÖLÜMÜ YAŞAYANLAR DEĞİL, UĞRUNA YAŞADIKLARI DAVANIN SESİNİ SONSUZA TAŞIYANLARDIR."