"Bazı isimler sadece bir tarih değildir; onlar, karanlık bir çağın üzerine mühürlenmiş, çelikten bir yemindir."
TÜRK’Ü TÜRK’E KIRDIRMA PLANI
Yıllardır esen bir fırtınanın en zehirli meyveleri olgunlaşmıştı. Türkiye Cumhuriyeti, yabancı gizli servislerin de dahil olduğu, haince ve alçakça hazırlanmış bir tertibin hedefindeydi. Amaç, kardeşin kardeşi kırdığı, milletin damarlarında iç savaş zehrinin dolaştığı bir komünist işgal zeminini hazırlamaktı.
Bu karanlık planın hedefinde sadece topraklar değil, milli vicdan vardı. Devrimci solcu ve komünist militanlar, acımasız faaliyetleriyle Türk’ü Türk’e kırdırmak emelini güdüyordu. Kahramanmaraş, Çorum ve Sivas illerimiz, bu toplu katliamların ve mezhep çatışmasını körükleme çabasının ateş çemberi haline gelmişti. Masum vatandaşlarımız hayatını kaybederken, ülkücü neferler de bu amansız saldırılardan nasibini alıyor, ülkü uğruna canlarını feda ediyordu.
ADI, ANDI VE EKSİK KALAN İZLERİ
Şehit ZEKİ YILDIRIM, işte bu destansı direnişin, bu sarsılmaz imanın temsilcilerinden biriydi.
Bilinmezlik, bazen kahramanlığın en büyük ölçütüdür. O’nun doğduğu yerin, geride bıraktığı mesleğin kuru kaydı bugün elimizde eksik kalmış olabilir; ama O’nun adanmışlığı, davasının kalbinde yanan meşaledir. Zeki Yıldırım, hayatını kayıtlara geçmek için değil, vatanı kurtarmak için yaşamıştır. Onun mesleği, ülküye bekçilik, imanı ise bu toprakların tapusu olmuştur.
KAHRAMANMARAŞ’IN ATEŞTEN GÜNLERİ
Kahramanmaraş… Kanın ve ihanetin en yoğun olduğu coğrafya. Yıl 1978’in sonu. Ülkenin üzerine çöken kara bulutların en şiddetli sağanağı bu şehirde yaşanıyordu. Zeki Yıldırım, o büyük felaketin yaşandığı yerde, geri çekilmeyi reddederek bir kale gibi dimdik durdu. O, sadece bir ülküdaş değil, vatanın parçalanmasına izin vermeyecek, üzerine atılan tüm kirli tuzakları göğsünde eritecek bir kahramandı.
SON DURUŞ VE BİLİNMEYEN YEMİN
Olay günü… Tarihin o en kritik, en karanlık anı, detaylarını bize vermedi. Zeki Yıldırım’ın hangi sokakta, hangi hain kurşuna karşı, hangi son nefesi verdiği kayıt altına alınamadı. Bu bilinmezlik, O’nun fedakârlığının yüceliğidir.
O, devrimin değil, teslimiyetin dehşetini görmüştü. Geri adım atmak yerine, tam da o kaosun merkezine, namluların ucuna yürüdü. Bilinmeyen o son anda, sadece kendi hayatını değil; bayrağın onurunu ve milli birliği savundu. Onun şehadet anı, bir dram değil, tehditlere karşı verilmiş ve bedeli kanla ödenmiş, sarsılmaz bir yemindir. O, bilinemeyen bir tarihte ve yerde değil; tam olarak Kahramanmaraş’ın kalbinde, 23 Aralık 1978’de, davasının en ön saflarında destanını yazmıştır.
ŞEHADETİN MÜHRÜ
23 ARALIK 1978 günü, Kahramanmaraş semalarında, karanlık emellere karşı bir yıldız daha kaydı; ancak bu, kayboluş değil, sonsuzluğa erişimdi. Zeki Yıldırım, binlerce ülküdaşı gibi, hain saldırıların hedefi oldu ve bu toprakların bölünmezliği için en yüksek bedeli ödedi.
Onun ismi, sadece bir şehit biyografisi değil; iç savaş planlarına karşı onurla verilmiş, unutulmaz bir direnişin mühürüdür.
"O gün Kahramanmaraş’ta düşen her nefer, bu milletin geleceğini kanıyla yazan, yenilmez bir iradenin sessiz çığlığıdır."