"Tarih, sadece zaferleri değil, karanlık bir çağda vatanı için adını feda edenlerin destanını da yazar."
KİMLİĞİ VE BÜYÜK YEMİN
O, binlerce adsız kahramandan biriydi. Adı: SÜLEYMAN AYDOĞAN. Kaderinin mühürlendiği, kanının toprağa düştüğü tarih: 23 ARALIK 1978. Şehit düştüğü yer ise, o kara günlerde ihanetin ve direnişin en çetin sınavının verildiği şehir: KAHRAMANMARAŞ.
Ham metnin satırlarında doğum yeri boş bırakılmıştı, mesleği yazılmamıştı. Sanki bu yiğit, kim olduğunu ve nereden geldiğini değil, sadece neden öleceğini önemsemişti. O, memleketin hangi köşesinden geldiği bilinmeyen, ne iş yaptığı yazılmayan, tek kimliği "Vatan Savunucusu" olan meçhul bir erdi.
MEÇHUL BİR ERİN DESTANI VE SON KARAR
Süleyman Aydoğan’ın hayat hikayesinin bu önemli detaylarının bilinmeyişi, onun fedakarlığının büyüklüğünü kanıtlar. O, bir sıfatın veya makamın değil, sadece vicdanının emrettiği görevin peşinden gitmiştir.
Kayıtlarda 'OLAY GÜNÜ' bölümü eksiktir. Bu eksiklik, onun tehlike karşısında tereddüt etmeden attığı o son adımın destanıdır. Karanlık, puslu bir günde, ölümün beklediği bir caddede veya sokakta, gerideki yaşamın tüm rahatlığını elinin tersiyle iterek, milletinin ve inancının bekası için bilerek o ateş çemberine yürüme kararı, onun en büyük kahramanlık eylemidir. Biz, onun nasıl şehit edildiğini bilmeyiz, ama hain saldırılar karşısında dimdik duruşunu biliriz.
BÜYÜK TERTİP VE VATANA YÖNELEN HANÇER
O yıllar, Türkiye’nin kalbine hançerlerin saplanmaya çalışıldığı, milli birliğin zehirlenmek istendiği en karanlık dönemdi. Komünist işgale hazırlık için yıllardır estirilen terör, devrimci solcu-komünist militanların acımasız ve haince faaliyetleriyle doruk noktasına ulaşmıştı.
Plan büyüktü, amaç iç savaştı: Kardeşi kardeşe kırdırmak, ülkenin temelini dinamitlemek. Bu alçakça tertip, yabancı gizli servislerin de dahil olduğu bir şebeke tarafından yürütülüyordu. Hedef: Mezhep çatışması çıkararak, "Türk’ü Türk’e kırdırmak" emelini gütmekti. Kahramanmaraş, Çorum ve Sivas illerinde gerçekleştirilen toplu katliamlar, bu kanlı planın somut delilleriydi.
Masum vatandaşlarımız bu terörden ölürken, ülkücü hareketin yiğit evlatları da bu saldırıların hedefindeydi. Onlar, bu hain dalgaya göğüs geren, bayrağı yere düşürmemek için canlarını siper edenlerdi.
MARAŞ'TA BİR VATAN SAVUNMASI VE EBEDİ YÜKSELİŞ
İşte Ülküdaşımız Süleyman Aydoğan, bu büyük ve karanlık tertibin Kahramanmaraş’ı kana buladığı o dehşet verici günlerde, vatanı için duruş sergileyenlerden biriydi. O, sadece bir saldırının kurbanı değil; milletinin varlığına kasteden planlara karşı canıyla cevap veren bir direniş timsaliydi.
23 Aralık 1978 günü, Kahramanmaraş semaları bir yiğidin nefesiyle son kez yankılandı. Süleyman Aydoğan, hain saldırılar silsilesinde şahadet mertebesine erişti. O gün fizik bedeni toprağa karışsa da, onun şehadeti, Türk milletinin bölünmezliğine inananların yüreğine yazılan ebedi bir ahit oldu. O, ölmedi; o, sadece Kahramanmaraş’ta bir destan yazdı.
"Bazı isimler toprağa düşer, ama asıl o gün göğe yükselirler; Süleyman Aydoğan, kalbi vatan diye atan her ülküdaşının ebedi yeminidir."