"Bazı kahramanlar, sadece düştükleri yerle ve millete adadıkları son nefesle anılır. Onlar, meçhul bir yeminle vatanın kaderini sırtlayan isimsiz neferlerdir."
BİLİNMEYENİN YİĞİDİ
Eyüp İn... O, tarihin sadece bir ad ve sarsılmaz bir duruş olarak kaydettiği aziz bir ruhtu. Ham metinde doğum yeri, mesleği ve hayatına dair pek çok olgusal detay karanlıkta kalsa da, onun kimliği; sıradan bir hayatın ötesinde, kutsal bir amaç için attığı son adımla mühürlenmiştir. O, geldiği yerin ya da yaptığı işin fani sınırlarıyla değil, ülkücü bir imanla, milletin geleceğine duyduğu adanmışlıkla tanımlandı. O, 1978 yılının o kanlı kışında, bir ülkü uğruna kendini feda eden, meçhuliyetin içinden parlayan yiğit bir yıldızdı.
MİLLETİN ÜZERİNDEKİ KARA LEKE: İÇ SAVAŞ TERÖRÜ
1970'lerin sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık ve bütünlüğüne yönelik en hain saldırıların sahnesiydi. Türkiye'yi komünist işgale hazırlamak amacıyla yıllardır estirilen dehşet, artık bir iç savaş senaryosuna dönüşmüştü. Metin, bu terörün devrimci solcu-komünist militanların acımasız ve haince faaliyetleri neticesinde, kardeşi kardeşe kırdırmak amacıyla planlandığını açıkça belirtir. Bu alçakça tertibin ardında sadece yerel hainler değil, yabancı gizli servislerin de kirli parmak izleri vardı. Amaçları, toplumun en hassas damarına dokunmak; mezhep çatışmasını körükleyerek Türk’ü Türke kırdırmak, ülkeyi parçalamaktı. Bu karanlık plan Kahramanmaraş, Çorum ve Sivas gibi illerimizde toplu katliamlara sebep oldu.
KAHRAMANMARAŞ’TA YÜKSELEN DİRENİŞ SANCILARI
İşte bu ihanet fırtınasının en şiddetli estiği şehirlerden biri, adı yiğitlikle anılan Kahramanmaraş’tı. Vatandaşlarımızın kanının döküldüğü, fitnenin kol gezdiği bu ateş çemberinde, Ülküdaşımız Eyüp İn, duruşunu sergiledi. O, bu alçakça saldırılardan nasibini alan, fakat canı pahasına geri adım atmayan binlerce ülküdaşımızdan sadece biriydi. O, milletin dirliğini bozmaya çalışanların karşısında çelikleşen bir iradenin timsaliydi.
23 ARALIK 1978: BİLİNMEYEN SON YÜRÜYÜŞ
Yıl 1978’in en soğuk, en karanlık günlerinden biriydi: 23 Aralık. Eyüp İn’in o gün ne yaptığı, kiminle karşılaştığı veya şehadete giden o kritik anları hangi cesaretle yaşadığı, kayıtlarımızda yoktur. Olay Günü’ne dair verilen bilginin eksikliği, onun fedakarlığının büyüklüğünü daha da yüceltir. Çünkü o, kimsenin görmediği, kimsenin bilemediği bir anda, vatanın bekası için en büyük kararı verdi.
O bir emir almadı, bir belge imzalamadı; o, sadece Kahramanmaraş’ı saran terörün üzerine, vicdanının sesini dinleyerek yürüdü. Bilinmezliğin sis perdesi, onun şehadet anını örterken, bu durum onun kahramanlığını destanlaştırır: O, bir meçhuliyete, ama hür bir vatana doğru yürüyen, ulvi bir görevin temsilcisiydi.
23 Aralık 1978’de, hain planın bir parçası olarak vatanın birliğine kastedenlerin eliyle, Kahramanmaraş semalarında son nefesini verdi. Eyüp İn, sıradan bir kayıp değil, Türk Milleti'nin içinden yükselen o yıkılmaz ruhun, şehadetle taçlanmış abidesi oldu.
"O, sadece bir isim ve tarihtir; ama temsil ettiği ruh, Türkiye’yi iç savaşa sürüklemek isteyenlere karşı dikilen, Kahramanmaraş’ın o soğuk kışında dahi sönmeyen milli bir haysiyet meşalesidir."