"Bazı hayatlar rakamlarla ölçülemez; onlar, inancın mührünü vurmak için seçilmişlerdir ve ödenen bedel kanla yazılır."
DOĞUŞ VE İDEALLERİN YÜKSELİŞİ
Anadolu’nun hırçın Karadeniz rüzgârlarının kucakladığı SAMSUN topraklarında açtı gözlerini Cahit Doğruyol. Ancak onu bekleyen kader, ülkenin başkenti ANKARA’nın çetin kavgasında yazılacaktı. O, hayatını idame ettirmek için mütevazı bir yol seçmişti: MESLEĞİ MUHASEBECİ idi. Elindeki kalemle defterleri denkleştirir, günlük yaşamın hesabını tutardı. Fakat Cahit Doğruyol’un asıl hesabı, ne bir bilançoya sığar ne de bir rakamla ifade edilirdi. O, hayatını büyük bir ülküye adamış bir neferdi. Ekmeğini onuruyla kazanırken, yüreğinde taşıdığı ateş, onu o karanlık günlerde milletinin geleceğine adanmış bir kahraman haline getiriyordu.
ANKARA’DA YANAN YÜREK
1970’lerin sonu, Türkiye’nin en çetin, en zorlu dönemiydi. Hayatlar pamuk ipliğindeydi ve her idealist, tehlikenin gölgesi altında yaşıyordu. Cahit Doğruyol da, muhasebeci kimliği ardında büyük bir sorumluluk taşıyordu: ÜLKÜCÜ ŞEHİT unvanını alacak olan o büyük duruşun sorumluluğunu. O, şiddetten uzakta, misafir olduğu bir evin huzurunda dahi davasından vazgeçmeyen, sarsılmaz bir inancın timsaliydi.
YIL: 1979 VE KARAR GÜNÜ
Takvimler 23 ARALIK 1979’u gösterdiğinde, Ankara’nın kışı sadece havayı değil, tüm ülkenin kaderini donduruyordu. O karanlık ve soğuk Pazar gününde, Cahit Doğruyol, Yenimahalle Demetevler semtindeki bir evde misafirlikteydi. Burası bir sığınak olmalıydı; şiddetin uzağında, dostluk ve huzurun bulunduğu bir köşe. Ancak ideallerin bedelini ödeyenlere, düşman hiçbir zaman rahat yüzü göstermezdi.
FEDAKÂRLIĞIN BASKIN GÜNÜ
OLAY GÜNÜ, alçaklığın ve korkaklığın zirveye çıktığı anları işaret etti. Misafirlikte bulunduğu eve, karanlığın emrindeki komünist militanlar tarafından vahşi bir baskın düzenlendi. Bu, bir çatışma değil, bir infaz girişimiydi. Silahı sadece inancı olan Cahit Doğruyol, o anda gerçeğin tüm dehşetiyle yüzleşti. Bir muhasebeci olarak başladığı hayat, o an vatanın en fedakâr savunucusuna dönüştü. Kapı kırıldığında, şiddetin hedefi olanların önüne bir kalkandı o. Olayın tüm çıplaklığı sadece bu kadar bilinse de, o son an, o son direniş, tarihe cesaretin mühürlendiği an olarak kazındı. Cahit Doğruyol, alçakça düzenlenen baskında, inançlarının bedelini canıyla ödeyerek vuruldu.
ŞEHADETİN SONSUZLUĞU
23 ARALIK 1979’da ANKARA’nın buz kesen atmosferinde, bir hesap daha kapandı. Bu, Cahit Doğruyol’un muhasebe defterlerindeki son hesap değildi; bu, bir milletin vicdan borcu için ödenen, en büyük fedakârlıktı. O, ruhunu teslim ettiği o anda, adını şehitlerin onurlu kervanına yazdırdı. Samsun’dan çıkan, Ankara’da düşen bu kahraman; basit bir muhasebeciydi, ta ki inancı onu ölümsüz bir simgeye dönüştürene dek.
"Muhasebeci Cahit Doğruyol, o gün sadece bir hayatını değil, bir milletin vicdan borcunu ödedi. O, Ankara'nın soğuk kışına adanmış bir kahramanlık ateşi olarak düştü."