"Bazı hayatlar, bir devrin şafağına değil, en fırtınalı gecesine tanıklık etmek için yaratılır. Onlar, en büyük fedakarlığı, en bilinmez ana yürüyerek gösterirler."
KAHRAMANMARAŞ'IN YİĞİT ÇOCUĞU: KİMLİK VE DURUŞ
Kahramanmaraş’ın destanlara layık topraklarında doğdu Hayrullah Sevgür. Henüz 22 bahar görmüş, fidan boylu bir delikanlıydı. Ailesinin en kıymetlisi, ocağın tek oğlu idi. Yüksek öğretimini başkentte, Ankara Ticaret Turizm Yüksek Öğretmen Okulu’nun üçüncü sınıfında sürdürüyordu; ancak onun ruhu, sadece ders kitaplarında değil, memleketinin taşında, toprağındaydı. Devam mecburiyeti olmadığı dönemlerde, sınav zamanları hariç, hep doğduğu şehirde, milletinin arasında olmayı seçiyordu.
BİR GÖNÜL ADAMINDAN KAHRAMANLIK YOLU
Hayrullah, vatanına ve milletine olan sevgisini gürültüyle değil, sessiz bir adanmışlıkla yaşayanlardandı. O, dinine-imanına son derece bağlı, büyüklerine karşı saygının timsali, yüreği temiz bir yiğitti. Beş vakit namazını kılar, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmazdı. Gecenin derinliğinde, pek çok akranı uykudayken, o ışığı yakar, ruhunu beslemek için kitap okurdu.
Babası, oğlunun boş kalmaması için ona küçük bir tuhafiye dükkânı açmıştı. Hayrullah, gününün büyük bölümünü bu dükkânda geçirir, ticaretin dürüstlüğünü temsil ederdi. O, hayatın sade ve düzenli akışında, sıradan bir öğrenci ve esnaf olarak yaşıyordu; ta ki kader, onun omuzlarına çok ağır bir yük yükleyene dek.
ÇÖKEN KARANLIK VE SON SABAH
Takvimler 23 Aralık 1978’i gösteriyordu. Kahramanmaraş, o gece karanlık ve korku dolu bir sükûta gömülmüştü. Bir gece öncesinden başlayan silah takırtıları şehrin semalarını kaplamış, bazı semtlerden yükselen alevler, yaklaşan felaketin habercisi olmuştu.
O sabah, Hayrullah erkenden kalktı. Ancak bu, onun bildiğimiz dingin, kitap okuyan hallerinden değildi. Üzerine büyük bir durgunluk çökmüş, yüzünde derin bir sıkıntı okunuyordu. Kalbi, Maraş’ın feryadıyla birlikte atıyordu. Öyle ki, kahvaltı bile yapmaya mecali kalmamıştı.
Korku ve karmaşanın ortasında, genç Hayrullah, bir yiğidin yapması gerekeni yaptı. O evde duramazdı, alevler yükselirken sessiz kalamazdı. Babasından, adeta bir asker gibi, izin istedi: “Gidip bir bakayım…”
BİLİNMEYENE DOĞRU SON ADIM
Ortalık karışık olduğu için…
İşte bu, kahramanlığın en yalın, en net tarifiydi. O, tehlikenin, belirsizliğin ve ölümün kokusunu almıştı; ancak evinin güvenli sığınağını seçmek yerine, vicdanının çağrısına kulak verdi. Genç yaşının verdiği tüm enerjiyle, sadece "gidip bakmak" bahanesiyle, kardeşlerinin üzerine çöken karanlığa doğru yürüdü.
Hayrullah’ın o sabah attığı son adım, kime yürüdüğünü, ne ile karşılaştığını veya son nefesinde ne söylediğini bilmediğimiz bir sır perdesi arkasında kaldı. Ama bu belirsizlik, onun fedakârlığını daha da yüceltti. O, 23 Aralık 1978’de, Kahramanmaraş’ın en zor gününde, adeta bir ateş çemberine gönüllü olarak yürüdü.
YÜREKLERE MÜHÜRLENEN TARİH
Hayrullah Sevgür, 23 Aralık 1978 günü, doğduğu ve sevdiği Kahramanmaraş’ta, sadece 22 yıllık ömrüne sığdırdığı tüm idealleri için Şehit oldu. O, ailesinin tek oğlu, okulunun 3. sınıf öğrencisiydi. Fakat o günden sonra o, sadece bir isim değil; gençliğin, imanın ve vatan sevgisinin bedelini ödeyen, unutulmaz bir destanın parçası oldu.
"O, sadece 22 yıllık ömrüyle değil, o son sabah attığı adımla, bir milletin vicdanına ve Kahramanmaraş’ın tarihine adını altın harflerle kazıdı."