"Bazı hayatlar bir destanın mürekkebidir; Yaşar'ınki ise vatan aşkıyla tutuşmuş, asla sönmeyen bir meşalenin son aleviydi."
KİMLİK: YENİKÖY’DEN YÜKSELEN YİĞİT
Aydın'ın kadim topraklarından, Koçarlı ilçesi Yeniköy’de, 1956 yılında filizlenen bir fidandı Yaşar Durukan. Henüz yirmili yaşlarının baharında, geleceğin mimarı olmak üzere, Karadeniz Teknik Üniversitesi Makine bölümünde okuyordu. O, sadece ders kitaplarını değil, aynı zamanda ülkesinin geleceğini de omuzlarında taşıyan bir son sınıf öğrencisiydi. Ancak onun yazgısı, kariyer planlarından önce, bir inancın ve çetin bir mücadelenin çağrısına yanıt vermekti.
YÜREĞİNDEKİ ATEŞ VE AKADEMİK SAVAŞ ALANI
Okul koridorlarının ilim yuvası olmaktan çıkıp bir savaş alanına dönüştüğü karanlık yıllarda, Yaşar Durukan inancından taviz vermedi. KTÜ’de ülkücü teşkilat yönetiminde görev alarak, haksızlığa ve baskıya karşı duranların ön saflarında yer aldı. Üniversite, komünist militanların sistemli saldırıları altında inim inim inlerken, Yaşar ve arkadaşları sürekli baskı altına alınmaya çalışıldı.
O, geri adım atmayan duruşuyla biliniyordu. Baskının en şiddetlendiği anlarda, göğüs göğüse verilen kavgada bile davasından dönmedi. Bir çarpışma sırasında, nefsini ve arkadaşlarını savunurken bir militanın yaralanması, onun masumiyetini hiçe sayan bir karalama kampanyasına dönüştü. Yaşar, özgürlüğünü koruma pahasına verdiği bu mücadele yüzünden, beş yıllık ağır bir hapis cezasına çarptırıldı.
ZİNDANIN SOĞUK ADALETSİZLİĞİ
Ülkücü öğrencileri susturmak için kurgulanan bu adaletsizliğin bedelini, gencecik yaşında zindanlarda ödemeye başladı. Önce Trabzon cezaevinin soğuk duvarları arasında yattı, ardından son nefesini vereceği memleketi Aydın Koçarlı cezaevine nakledildi. Yaşar, üniversite diplomasını alıp ülkesine hizmet etmek yerine, parmaklıklar ardında bir kahramanlık sınavı veriyordu. O, zindanda bile, düşmanının gözünde boyun eğdirilemeyen bir irade simgesiydi.
23 ARALIK 1979: SON SÖZ VE YÜCELİŞ
Koçarlı cezaevinin o kasvetli günü, 23 Aralık 1979, Türk gençliğinin kalbine saplanacak bir ihanete sahne oldu. İrade ve inanç karşısında çaresiz kalan düşman, bu kez karanlık planlarla harekete geçti.
Yaşar, tek başına kaldığı bir anda; dört komünist militanın korkakça pusu kurduğu bir saldırıyla karşı karşıya kaldı. Elleri kelepçeli de olsa, ruhu özgür olan bu yiğit, bıçak ve şişlerle donatılmış dört hainin hedefiydi. O an, bir hapis koğuşu, Dörtlere Karşı Tek Kişi’nin onur mücadelesine dönüştü.
Yüreği vatan aşkıyla yanarken, bedeni hain darbelerle sarsıldı. 23 yaşındaki o fidan, aldığı ağır yaralara rağmen cesaretinden zerre kaybetmedi; ancak zalimlerin alçakça saldırısı neticesinde orada, cezaevinin soğuk duvarları arasında son nefesini verdi. Makine Mühendisliği diploması yerine, milletinin gönlüne yazılan Şehadet beratını aldı.
EBEDİ HUZUR VE YEMİN
Yaşar Durukan, kanıyla yazdığı bu destanın ardından, doğduğu topraklara, Aydın-Koçarlı'ya geri döndü. Genç yaşında, inandığı değerler uğruna tüm geleceğini feda eden bu asil ruh, köyünde, memleketinin toprağına emanet edildi.
23 yaşında bedelini ödediği inancıyla toprağa düştü. Ama toprağa düşen her yiğit, göğe yükselen bir milletin sönmez yeminidir."