"Vatan, sadece toprak değildir; vatan, uğruna bilinmeyene yürüme cesaretidir."
BİR YİĞİDİN ETERNAL KİMLİĞİ
Büyük davaların kahramanları, bazen sadece geride bıraktıkları kutsal izlerle anılırlar. Ülkücü Şehit İsmail Tercan da, adını ve duruşunu tarihin en çetin sınavlarından birine yazdıranlardan biriydi. Doğduğu yer, mesleği ve gündelik hayatının detayları, milletinin bekası uğruna girdiği o ateş çemberinde eriyip gitmiştir; zira onun kimliği bir unvanla değil, canıyla çizdiği sınırla belirlenmiştir.
Bildiğimiz kesin gerçekler, onun adanmışlığının mühürleridir: Kahramanmaraş’ın o karanlık ve kanlı günlerinde, 23 Aralık 1978 tarihinde, milletin birliği için akıttığı kanla şehitlik mertebesine yükselmiştir. O, sadece bir birey değil; adını bilmediğimiz nice adsız kahramanın, duruşunu simgeleyen büyük bir destanın parçasıdır.
ANADOLU'DAKİ KARANLIK PLAN
Türkiye, 70’lerin sonunda, yabancı gizli servislerin de dahil olduğu alçakça bir tertibin hedefindeydi. Bu tertip, komünist işgale zemin hazırlamak, Anadolu topraklarında bir iç savaş çıkarmak için yıllardır sinsice faaliyet gösteriyordu. Haince eylemler, devrimci solcu-komünist militanların ellerinde bir silaha dönüşmüş, hedef ise netleşmişti: Kardeşi kardeşe kırdırmak.
Çorum, Sivas ve özellikle Kahramanmaraş, bu dehşetli planın deneme tahtası haline getirilmişti. Amaç, vicdanları kanatmak, mezhep çatışması tohumları ekerek Türk milletinin çelikten birliğini parçalamaktı. Terör, bir vebanın salgını gibi yayılıyor, vatandaşlarımız can veriyordu. Bu saldırılar karşısında geri çekilmeyen, can pahasına vatanın namusunu savunan ülküdaşlarımız da bu yangından nasibini alıyordu. İsmail Tercan, işte bu ölümcül fırtınanın tam ortasında duran, sarsılmaz bir kale misaliydi.
KAHRAMANMARAŞ'TA SÖZÜN BİTTİĞİ YER
Kahramanmaraş’ta terör en acımasız yüzünü gösterirken, fedakârlık da zirveye ulaştı. İsmail Tercan, o gün, o hain saldırıların hedefi haline gelen ülküdaşlarından biriydi.
Olay Günü’ne dair detaylar, şehadetin sır perdesi arkasında kalmıştır. Hangi sokağın başında durdu, hangi mermiye göğsünü siper etti, hangi alçaklığa karşı son haykırışını attı; bunlar, tarihin sessizliğinde yankılanan sorulardır. Ancak kahramanlık, detayda gizli değildir. Biz biliyoruz ki, o gün Kahramanmaraş’ın sokaklarında terör kol gezerken, o kaçmayı değil, vatanı savunmayı seçti. O, hayatını hiçe sayarak, birliğin korunması için o bilmediğimiz, o karanlık ve son adıma yürüdü.
23 ARALIK 1978: SONSUZLUĞA YÜRÜYÜŞ
23 Aralık 1978... Bu tarih, sadece bir şehitlik günü değil, İsmail Tercan’ın kararlılığının, davasına olan adanmışlığının ve milletine duyduğu sonsuz sevginin mühürlendiği gündür. O, şerefli ülküdaşları gibi, milletin sırtına hançer saplanmasına izin vermedi.
Kahramanmaraş’ın acı dolu toprakları, onun şehadetiyle kutsanmış, dökülen kanı, ihanetin ve terörün karanlık emellerini boğmuştur. İsmail Tercan, adını tarihe, ülkü uğruna can verenlerin altın defterine yazdırarak; Türk’ü Türk’e kırdırma hayalinin, sadece bir kahramanın fedakârlığıyla bile nasıl yerle bir olabileceğini göstermiştir. O gün yanan bu ateş, Anadolu’nun direniş meşalesini sonsuza dek yakmıştır.
"İsmi kaybolsa da, kahramanlığı toprağa yazılanlar, milletin hafızasında fısıltıyla değil, gök gürültüsüyle anılır."