"Bazı hayatlar, sadece yaşadıkları gün için değil; yok edildikleri anın dahi karanlığını yırtmak için yaratılır."
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞIN YEMİNİ
Bu isim, sadece bir kimlik değil, bir sancağın üzerine yazılmış sarsılmaz bir yemindir: AKİF KILIÇARSLAN. O, ideallerine olan bağlılığı nedeniyle, 'Ülkücü Şehit' unvanıyla anılan, ismini tarihin kayıp coğrafyalarına değil, milletinin vicdanına kazıyan bir yiğitti. Doğduğu yerin neresi olduğu, tarihin kuru kayıtlarında belki siliktir, belki de ehemmiyetsizdir; lakin hangi toprağın evladı olursa olsun, o, gençliğini değil, tüm varlığını inandığı değerlere rehin bırakmış bir neferdi. Akif Kılıçarslan, fırtınanın geleceğini bilerek adanmış, geri dönme ihtimalini kalbinden söküp atmış bir kahramandı.
ZORLU YILLAR VE ATEŞ ÇEMBERİ
Takvimler, milletin en zorlu ve sisli dönemlerinden biri olan 1978 yılını gösteriyordu. Ülke, adeta kutuplara ayrılmış, her köşe başında bir tehlike pusudaydı. Akif Kılıçarslan'ın görevinin ve yeminlerinin çağırdığı şehir, işte bu şiddetin merkez üssüydü: KAHRAMANMARAŞ. Bu şehir, sadece bir coğrafi bölge değil, kutuplaşmanın, çatışmanın ve tehlikenin keskin bir bıçak gibi parladığı bir cepheydi. O, buradaki her zorluğun, vatanın bekası için ödenmesi gereken bir bedel olduğunu biliyordu ve korkusuzca, bilerek, bu ateş çemberinin ortasına yürüdü.
BİLİNMEYEN SON YÜRÜYÜŞ
OLAY GÜNÜ'ne dair detaylar, tarihin ağır sessizliğine gömülmüştür. Hangi karanlık tuzakta pusuya düşürüldüğü, son bakışının kime olduğu, hangi zorlu kararla o yola çıktığı bilinmemektedir. Oysa tam da bu bilinmezlik, Akif Kılıçarslan'ın fedakârlığının yüceliğini kanıtlar. O, meçhul bir günde, fırtınanın en şiddetli olduğu anda, geri dönme veya saklanma şansı olmasına rağmen, vicdanının sesini dinleyerek akıbeti meçhul bir mücadeleye atılmıştı.
Bu, bir trajedinin anlatısı değil; tehlikenin perdesinin açıldığı yerde, bir kahramanın geri dönmeyi reddediş destanıdır. Akif Kılıçarslan, o karanlık günü aydınlatan son bir karar verdi. O, tarihe sadece bir "olay" olarak değil, bir erdemin son ve en kararlı adımı olarak kazınmıştır.
KAHRAMANMARAŞ’TA EBEDİ IŞIK
Ve o son gün, soğuk bir kış günü geldi çattı. 22 ARALIK 1978.
Kahramanmaraş, o gün Akif Kılıçarslan'ın bedenini şehadet mertebesine uğurladı. O, bu kutsal toprağın tehlikelerle dolu sokaklarında can vererek, inancının bedelini en yüce şekliyle ödedi. O, sadece bir hayatı teslim etmedi; gelecek nesillerin hür ve bağımsız bir ülkede yaşaması için gereken o paha biçilmez cesareti, kanıyla mühürledi.
Artık 22 Aralık, sadece bir tarih değil; Akif Kılıçarslan gibi bir yiğidin, ulusunun geleceği için yüreğini ortaya koyduğu, destansı bir fedakârlığın adıdır.
"Tarih, sadece doğanları değil; karanlık çöktüğünde bile ışık olup, şehadetle yeniden doğanları yazar."