"Bazı ömürler kısadır, lakin duruşları ve inançları çağlara sığmayacak kadar büyüktür."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN YEMİNİ
O, Anadolu’nun sert, ancak bereketli topraklarından, ISPARTA-SÜTÇÜLER İLÇESİ'nin PINAR KÖYÜ’nden İstanbul’un gürültüsüne taşınan bir ülkü ateşiydi. Adı, ABDULLAH CAN. Yaşı henüz 23’tü; hayatının baharında, enerjisi ve inancı doruktayken, geleceğe dair tüm umutlarını bir fedakârlık yeminine mühürlemişti.
O, sıradan bir İşçi değildi; o, cepheden yeni dönmüş bir neferdi. Askerlik vazifesini henüz tamamlamış, vatanına ve milletine olan borcunu bir kez daha tazeleyerek sivil hayatına adım atmıştı. Onun için ülkücülük bir kimlikten öte, aileden miras kalan, damarlarında akan bir duruştu.
ADANMIŞLIĞIN BEŞİKTAŞ’TAKİ İZİ
İstanbul’un karmaşık ve tehlikeli Beşiktaş semtinde, alın teriyle geçimini sağlıyor, sütçülük yaparak hayatını kazanıyordu. Ancak sıradan bir İŞÇİ maskesinin altında, ideallerine bağlı, çevresine ışık saçan bir mücadele adamı yatıyordu. O, sadece ekmeğinin peşinde değil, aynı zamanda ülkesinin geleceği için de nöbetteydi.
Fiziksel gücü, ruhunun kudretini yansıtır gibiydi. Atletik yapısı ve uzak doğu sporlarındaki ustalığı, onun sadece akıl ve gönül adamı değil, aynı zamanda zor zamanlarda kendini ve davasını koruyacak çelik gibi bir iradeye sahip olduğunu gösteriyordu.
21 ARALIK 1978: SON VİCDAN MUHASEBESİ
O karanlık gün, 21 ARALIK 1978 Perşembe sabahı, İSTANBUL’un üzerine çöken kalleşliği taşıyordu. Saatler 08:15’i gösterirken, henüz gün aydınlanmadan, Abbasağa parkının yakınlarında pusu kurulmuştu. 5-6 kişilik, kinle bilenmiş komünist bir grup, ekmeğinin peşindeki bu yiğidin yolunu kesti.
Bu, bir çatışma değil, bir baskındı. Ancak ABDULLAH CAN, boyun eğmeyi reddetti. Bir İşçi kıyafeti içinde olsa da, ruhunda bir alp yattığını ispat etti. Önce, taşlarla ve sopalarla başlayan o vahşi saldırıya, bir başına, tek başına karşı koydu. Uzak doğu sporlarının verdiği çeviklikle, kendisinden kat kat fazla olan bu güruha karşı bir direniş destanı yazmaya başladı. Geri adım atmadı, teslimiyeti aklından bile geçirmedi.
KAHRAMANIN ŞEHADETİ
O kahraman ki, sadece taş ve sopa ile yenilemeyecek kadar güçlüydü. Onun sarsılmaz iradesi ve karşı koyuşu, saldırganları dehşete düşürdü, planlarını bozdu. Teslim alamayacaklarını anladıklarında, çaresizliğin ve alçaklığın en son silahına, ateşe sarıldılar.
Silahlar ateşlendi.
ABDULLAH CAN, yüreğinden vatan sevgisini hiç eksik etmediği İSTANBUL sokaklarında, aldığı kurşun yaralarıyla ebediyete yürüdü. 23 yıllık kısa ömrü, 21 ARALIK 1978 sabahı, Abbasağa’da verilen destansı bir son nefesle, ülkü yolunun şeref levhasına kazındı. O, canını siper ederek, inancının asla satılık olmadığını tüm dünyaya haykırmış, şehitler kervanına katılmıştır.
"O, 23 yaşında bedelini canıyla ödediği inancıyla, gençliğin ve yiğitliğin bitmeyen manifestosu olarak tarihe yazıldı."