"O, karanlığın ortasında dahi, inancının son kalesini yumruğuyla savunan bir işçiydi. Vatanın sancağını yüreğinde taşıyanlar, ölümü değil, ihaneti reddederler."
KİMLİĞİ VE İDEALLERİNİN DUVARI
Ülkücü Şehit Cavit Aydın, ruhunu adadığı davasının bir neferiydi. Mesleği, bir kamu kuruluşunda işçi olmakla tanımlansa da, onun asıl kimliği çelikten bir iradeye sahip, adanmış bir idealist olmasıydı. Doğduğu yerin bilgisi dahi, Ankara’nın destansı mücadelesinin gölgesinde kalır; çünkü o, nerede doğarsa doğsun, ömrünü işçi sınıfının milli vicdanını yükseltmeye adamıştı. Ankara’da Ülkücü İşçiler Derneği'nin kurucu saflarında yer aldı, Kayaş’ta şubesinin temelini attı ve MİSK’in bayrağını yükseltmek için omuz omuza savaştı. Onun emeği, sadece ekmek parası için değil, milletin geleceği için dökülen kutsal bir terdi.
ZİNDAN VE DİRENİŞ ATEŞİ
O büyük fedakârlığa giden yol, öncelikle zorlu bir sınanma ile döşendi. Şehit edilmesinden sadece üç ay önce, karanlık güçler onu sistemin çarkları arasına sıkıştırmaya çalıştı. Bir iftira sonucu, o dönemin zulüm aracı olan POL-DER’li polislerce karakola götürüldü. Orada, düşmanın tüm nefretiyle işkenceye tabi tutuldu. Maksat, sadece bedenini değil, ruhunu da kırmaktı. Zorla bir tutanağa imza attırıldı ve suçsuz olduğu halde cezaevine gönderildi. Cavit Başkan, 23 gün boyunca zindanlarda yattı. Ancak ülküdaşlarının ve ailesinin sarsılmaz çabasıyla hakikat gün yüzüne çıktı, suçsuzluğu ispatlandı ve demir kapılar ardında bükülmeyen o yiğit ruh, özgürlüğüne kavuştu. O artık sadece bir işçi değil, zindanın ateşinden arınmış, hedef tahtasına konmuş bir kahramandı.
21 ARALIK 1978: KADERİN YOLU
Takvimler, soğuk ve puslu bir günü, 21 Aralık 1978 tarihini gösteriyordu. Ankara, Kayaş, Üreğil Zafertepe Mahallesi; Cavit Aydın için son vatan toprağı olacaktı. O bölgeye girdiği an, tuzak kurulmuştu. POL-DER’li polisler, komünist örgütlerle ortak hareket ederek onu durdurdu. Bu, bir kontrol değil, bir teyit operasyonuydu. Üzeri arandı, hiçbir şeye rastlanmadı. Böylece düşman, Cavit’in silahsız ve desteksiz olduğunu kesin olarak öğrenmiş oldu. O üniformalı hainler yanından ayrıldıktan kısa bir süre sonra, beklenen hamle geldi. Muhakkak ki, haber verilmişti.
SON DİRENİŞ VE KAHRAMANIN HAMLESİ
Üç kişilik, kin ve nefretle bilenmiş bir grup militan, Cavit Başkan’a yaklaştı. Tarihin ve imanın eşiğindeki o an, dudaklardan o lanetli soru döküldü: “Ülkücü müsün?” Bu, bir soru değil, bir idam fermanıydı. Cavit Başkan, o anda gayet iyi biliyordu ki, onların niyeti dövüşmek değil, soğuk ve kalleşçe bir infaz gerçekleştirmekti. Pazarlık yapmayı, yalvarmayı ya da geri çekilmeyi zül kabul etti. Geriye bir tek onur kalmıştı. O, düşmanlarının hamle yapmasına fırsat vermeden, dimdik duruşunun ve inancının son kalesi olarak, önündeki ilk militana çelik bir yumrukla vurdu!
Bu tek hamle, üç silahlı katile karşı gösterilen destansı bir meydan okumaydı. Yumruk yumruğa bir kavgayı göze alamayan, sadece silaha güvenen komünist militanlar, bu şaşkınlık anının ardından hemen silahlara davrandılar ve ateşi serbest bıraktılar.
ŞEHADETİN MÜHRÜ
Ankara’nın soğuk toprağı, o yiğidin sıcak kanıyla ısındı. Ülküdaşımız, aldığı kurşun yaralarından dolayı, kahramanlık destanını yazdığı o yerde, yattığı yerde değil, ayakta durduğu yerde şehit düştü. 21 Aralık 1978, Cavit Aydın’ın fedakârlık yemininin en büyük bedelle ödendiği, bir işçinin inanç uğruna verdiği son ve şanlı mücadelenin mühürlendiği gün oldu.
"Cavit Aydın, yumruğunu adaletin mührü kılan bir kahramandır. Zira bazı ölümler, sadece bir mezar taşı değil, bir milletin cesaret manifestosu olur."