"Bazı hayatlar, büyük davalar uğruna yarım kalmaya adanmıştır; onlar, yürüyüşlerini karanlıkta dahi bir meşale gibi sürdürürler."
BİR YÜREK MİLLETİ İÇİN ÇARPARKEN
Kütahya toprağında doğdu Mehmet Kahraman. Adı gibi, hayatı da sıradanlığın ötesinde bir kararlılığın timsaliydi. O, lüks salonlarda değil, hayatın en zorlu cephesinde, alın teriyle mücadele edenlerin safındaydı. İmkanlar, ona kitapların sayfalarını aralama fırsatı vermemişti; bir işçiydi, özel bir işletmede garson olarak çalışarak ekmeğini kazanıyordu. Fakat Mehmet’in yüreği, basit bir işçinin kalbinden çok daha fazlasıydı; o, idealleri için yaşayan bir gençti.
İDEALİN SESSİZ BEKÇİSİ
Mehmet Kahraman, yalnızca bir meslek sahibi değil, aynı zamanda Ülkücü Gençlik Derneği’nin adanmış bir üyesiydi. Bu kimlik, sadece bir dernek üyeliği değil, 21 Aralık 1978’in gergin atmosferinde, doğruluğa ve milli duruşa verilen sarsılmaz bir sözdü. O, inandığı değerler uğruna bedel ödemeyi göze alanlardandı. Gündüzleri masalara hizmet eden elleri, geceleri davasının onurunu taşıyordu.
BİLİNEN TEHLİKEYE SON ADIM
Günlerdir süren sessiz bir takibin gölgesi Kütahya sokaklarına düşmüştü. Mehmet, her günkü gibi, iş yerinden çıktıktan sonra evine doğru yola koyulduğunda, tehlikenin onu dört bir yandan sardığının farkındaydı. O adımlar, sadece yorgun bir işçinin evine dönmek için attığı adımlar değildi; onlar, inancından zerre taviz vermeden karanlığa doğru yürüyen bir kahramanın son yoldaşlarıydı.
KAHPE BİR PUSUDA ŞEHADET
O karanlık yolculuğun nihayetinde, pusunun perdesi açıldı. İki komünist militan, vicdansızca ve kahpece, Mehmet Kahraman’ın önünü kesti. O, tek başınaydı; karşısında ise, inancından duydukları korkuyla gözleri dönmüş iki hain vardı. Bir yiğide karşı, karanlığın kullandığı en alçak yöntem devreye girdi. Ülküdaşımıza karşı kurşun yağmuru başladı.
Mehmet Kahraman, bu hain saldırı karşısında dimdik duruşunu bozmadan, kanlar içinde kaldırım taşlarının üzerine düştü. Kendi şehri Kütahya’nın soğuk taşları, onun son nefesine tanıklık etti. Vurucu darbe alınmıştı, fedakârlığı tamamlanmıştı.
ZAFERİN İZİ: UNUTULMAYAN YEMİN
Ne var ki, bu büyük fedakârlık anında, yardım gecikti. Emniyet mensupları, kahramanlık bittiğinde, tam bir buçuk saat sonra olay yerine intikal edebildiler. Gecikmişliğin acısı, Mehmet’in şehit olduğu gerçeğiyle birleşti. O an, bir ülkücünün hayatı sona ermişti ama inancı ebediyete yükselmişti.
Mehmet’i pusuya düşüren, gençliğini ve geleceğini çalan katiller, bu suçu cezasız bırakamadılar. Dört ay sonra yakalandılar ve işledikleri cinayeti itiraf etmek zorunda kaldılar. Mehmet Kahraman, o kaldırım taşlarında can verdi, fakat bıraktığı cesaret mirası, adaletin tecelli etmesini sağlayan bir meşaleye dönüştü. Onun kısa yaşamı, inancın ne büyük bir zırh olduğunu gösteren destansı bir kanıt olarak tarihin sayfalarına kazınmıştır.
"O kaldırım taşları, Mehmet Kahraman’ın son nefesiyle mühürlendi; artık o sadece bir isim değil, bir milletin cesaret manifestosudur."