"Bazı ruhlar, gök kubbenin altında değil, milletin yüreğinde yaşar ve onların son adımı, bir destanın başlangıcıdır."
KÖK VE YURT: KİRAZSAÇLI’NIN SAKİN MÜCAHİDİ
İzmir’in bereketli topraklarında, Kirazsaçlı Köyü’nün sade sakinliğinde başladı hayatı. Adı, Mustafa Yılmazoğlu. O, sadece toprağın bir evladı değil; inancının da sarsılmaz bir neferiydi. Mesleği, köyün kalbi, sohbetin durağı olan kahvehaneyi işletmekti. Bir esnaf olarak, ekmeğini dürüstçe kazanırken, aynı zamanda memleketinin dertleriyle dertlenir, köy meclisinde duruşuyla ağırlık koyardı. Yıl 1979'du; Türkiye’nin üzerine karanlık gölgelerin çöktüğü, fikrin kavgaya dönüştüğü o çetin yıllarda, Mustafa Yılmazoğlu köklerine bağlılığın ve ülküye adanmışlığın yaşayan timsaliydi.
DURUŞUN ATEŞİ: SÖZ DÜELLOSU
O kahvehane, sadece bir ticarethane değil, aynı zamanda milli vicdanın korunduğu bir siperdi. Bir gün, o kutsal mekânda, Mustafa Yılmazoğlu, ülküdaşlarının şahitliğinde, dönemin yıkıcı ideolojisini savunan bir komünistle karşı karşıya geldi. Bu, basit bir tartışma değildi; siyasi bir hesaplaşma, iki farklı dünyanın sözle çarpışmasıydı. O, inandığı değerleri savunmaktan bir an olsun geri durmadı. O an, geri çekilmeyi değil, bedeli ne olursa olsun gerçeği haykırmayı seçti. Kahvede bulunanlar araya girip münakaşayı yatıştırdılar. Ancak Mustafa’nın sesinde yankılanan o kararlılık, karşı tarafın kalbinde sönmeyecek bir nefretin fitilini ateşlemişti.
ALÇAKÇA PUSU VE SON YÜRÜYÜŞ
Köy, gecenin örtüsü altına girmişti. Mustafa, günün yorgunluğunu omuzlarında taşıyarak, kahvehanenin kapısını kilitledi. Işığını bıraktığı mekândan ayrılıp, huzurla evine doğru yürüyüşe geçti. Ancak karanlık, pususunu kurmuştu. Gündüz sözle yenilen o zihniyet, gecenin hainliğini arkasına alarak silaha sarıldı.
Tartıştığı komünist tarafından, adice bir silahlı saldırıya uğradı. Bu, bir çatışma değil, inandığı yolda yürüyen bir adama karşı yapılmış alçakça bir infaz girişimiydi. Ağır yaralanan Mustafa Yılmazoğlu, yere yığıldı ama teslim olmadı.
21 ARALIK 1979: YOLDA BİTEN NEFES
Can pazarının yaşandığı o anlarda, Ülküdaşımız Mustafa Yılmazoğlu, hayata tutunma mücadelesi veriyordu. O, umutla Ödemiş Devlet Hastanesi’ne yetiştirilmek üzere yola çıkarıldı. Ancak yollar, o kara günde kahramanlığa giden son yollar oldu.
Hastaneye varamadan, 21 Aralık 1979 tarihinde, İzmir topraklarında, inancı uğruna verdiği mücadelenin bedelini canıyla ödedi. O’nun şehadeti, basit bir esnafın sonu değil, vatanın birliği ve dürüst bir duruşun ölümsüzleştiği andı. Mustafa Yılmazoğlu, sözü namus bilenlerin, canını inancına siper edenlerin unutulmaz destanına adını altın harflerle yazdırdı. Onun son nefesi, bu milletin geleceğine verilmiş kutsal bir yemindir.
"Kahramanlar, göğsündeki yaranın acısını değil, geride bıraktığı davanın onurunu hissederler. Mustafa Yılmazoğlu, yolda şehit düşerek, tüm yolları aydınlatmıştır."