"Bazı ömürler, daha yirmi iki yaşındayken dahi, tüm bir milletin onurunu ve davasını omuzlamaya yetecek kadar büyüktür. Cengiz Şen, işte o seçilmişlerdendi."
KÖKLERİN SESİ VE ERKEN BİR YEMİN
1954 yılıydı. Adı, Denizli’nin Başkarcı Kasabası’nda, henüz fidan çağında bir ideal uğruna filizlendi. Cengiz Şen, yoksulluğun değil, dürüstlüğün ve azmin toprağından geliyordu. İlköğrenimini kasabasında tamamladıktan sonra, zekası ve bilime olan tutkusu onu Denizli Fen Lisesi’ne taşıdı; o, sadece bir öğrenci değil, geleceğin mimarı olma yolunda ilerleyen parlak bir zihindi.
Ancak kaderi, sadece ders kitaplarında değil, ülkesinin çalkantılı sokaklarında da yazılıydı. Lise sıralarındayken, gençliğin en dinamik çağında, ülküye gönül verdi ve Denizli Ülkü Ocakları’nın saflarına katıldı. 18 yaşına bastığında, yaşıtları henüz hayatın ne olduğunu sorgularken, o, liderlik ateşini yüreğinde taşıyarak Ocak Başkan Yardımcılığı’nı, ardından Başkanlık makamını üstlendi. Bu, sadece bir görev değil, bir adanmışlık yeminiydi.
ARSLAN'IN DURUŞU
Cengiz Şen'in ruhunda ne korkuya ne de geri çekilmeye yer vardı. Buca Eğitim Enstitüsü’ne giriş imtihanlarında karşılaştığı; komünist okul yönetiminin ülkücü öğrencilere yönelik sistematik haksızlıkları, onun adalet duygusunu derinden yaraladı. O, bu baskıyı görmezden gelemezdi. Bu haksızlığa karşı dimdik duruşu, sadece bir itiraz değil, bir direniş sembolü haline geldi.
Mücadelesi, yalnızca sınıf arkadaşları arasında değil, tüm ülkücü camiada yankı buldu. O’nun kararlılığı ve cesareti, kendisine efsanevi bir unvan kazandırdı: Denizli Arslan’ı. Bu unvan, 1974 yılında Buca Eğitim Enstitüsü’nün Matematik Bölümü’nü kazanıp, mücadelesini İzmir’e taşıdığında, daha da anlam kazandı. O, sadece bir öğrenci değil, ideallerinin kalesiydi.
BASKIYA İSYAN VE SON VİRAJI
Cengiz Şen, tehlikenin kol gezdiği bir dönemde davasından milim sapmadı. 1975 yılında komünist militanların hain bir saldırısına uğrayarak yaralandı. Ancak bu yara, onu durduramadı; aksine, inancını çelikleştirdi. Baskı ve tehditler, onun boynunu eğdiremedi. O, geri çekilen değil, tehlikenin tam ortasına yürüyen bir kahramandı.
O, geri dönmemek üzere yola çıkan bir erdi.
21 ARALIK: YURTTAKİ SON NEFES
Ve takvimler, fedakarlığın acı ve şanlı tarihini gösterdi: 21 Aralık 1976.
Cengiz Şen, adanmışlığının ve eğitim aşkının son durağı olan Buca Eğitim Enstitüsü Öğrenci Yurdu’ndaydı. Burası, ilim öğrenilen yer olmaktan çıkmış, bir direniş mevzisine dönüşmüştü. O karanlık günde, pusuda bekleyen komünist militanlar, kalleşliğin en çirkin yüzünü gösterdi. Yaylım ateşi ile yurdun üzerine çöktüler.
Denizli Arslan’ı, bu menfur saldırının ortasında kaldı. O, bir elin değil, bir fırtınanın hedefindeydi. Ağır yaralandı. Hastaneye kaldırıldı; umutlar, onun genç ve dirençli vücuduna tutunmaya çalıştı. Fakat o gün, vatanın göğsüne düşen kurşunlar, Cengiz Şen’in hayat ipini acımasızca kesti. O, yirmi iki yaşında, bir öğrenci yurdunda, geleceği için savaşıyorken, şehadet mertebesine yükseldi.
Cenazesi, doğduğu topraklara, Denizli’ye, Başkarcı’ya, sessiz ama onurlu bir zaferle geri döndü ve adanmışlığının nişanesi olarak ebediyete uğurlandı.
"Bazı savaşlar cephede değil, ülkenin kalbinde verilir. Cengiz Şen, adını korkaklık kelimesinin bile telaffuz edilemediği, sadece cesaretin hüküm sürdüğü o yüreklerin safına yazdırmış, Denizli’den Anadolu’ya uzanan bir şeref sancağı bırakmıştır."