"Bazı hayatlar, sadece yirmi dört yıla sığsa bile, bir milletin yüz yıllık destanına bedeldir. İşte o destanlardan biri: Mehmet AYDAÇ."
KAHRAMANIN DOĞUŞU VE YUVASI
Mehmet AYDAÇ, Anadolu'nun sarsılmaz duruşunun simgesi olan topraklarda, Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesi Kalemkaş Köyü’nde nefes almaya başladı. Hayatının tohumları bu bereketli coğrafyada atıldı; ilk ve orta öğrenimini Gölbaşı’nda tamamlayarak, karakterini ve temel duruşunu bu vatan toprağından aldı. Henüz 24 yaşında son nefesini verecek olan bu kahramanın kısa ömrü, daha en başından adanmışlığın habercisiydi.
ANKARA’DA YANAN MEŞALE VE İLİM MÜCADELESİ
Ancak ruhundaki büyük dava, onu dar sınırların ötesine, Ankara'nın çalkantılı başkentine çağırdı. Büyük bir azimle Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni kazandı. O, yalnızca ders kitaplarına eğilen bir talebe olmadı; bilakis, öğrenciliği sırasında Site Öğrenci Yurdu’nun başkanlığını üstlenerek, gençliğin mücadelesine rehberlik etti. O fırtınalı yıllarda kalemini bayraklaştırdı, ahlakı ve duruşuyla yüzlerce gence yön verdi. Eğitimi bir mevzi bilerek, okulunu üstün bir başarıyla tamamladı. Mehmet AYDAÇ, milletine borcunu ilimle ödemiş, ardından memleketine geri dönerek hizmet etme yemininin arkasında durmuştu.
VATAN BORCU VE YÜKSEK FEDAKÂRLIK
Memleketine döndüğünde, önce özel bir kuruluşta, ardından da bir devlet kurumunda görev alarak adanmışlığını fiiliyata döktü. Onun mücadelesi sadece fikri alanda değildi; o, hayatın en büyük sorumluluklarını da sırtlanmıştı. Evliydi ve henüz yirmi dört yaşında olmasına rağmen, üç küçük çocuğun babasıydı. Onun omuzlarındaki yük, sıradan bir hayatın taşıyabileceğinden çok daha ağırdı: Bir yandan vatanına hizmet ederken, diğer yandan üç canın umudu ve yuvasının sarsılmaz direği olmak zorundaydı.
20 ARALIK 1979: SON YÜRÜYÜŞ
Göğsündeki iman ve vicdanındaki temizlik, onu karanlık odakların hedefi hâline getirdi. 20 Aralık 1979 günü, soğuk bir Adıyaman akşamıydı. Mehmet AYDAÇ, o gün mesaisini bitirmiş, çocuklarının beklediği evine doğru yola çıkmıştı.
Ancak zulmün gölgesi onu çoktan sarmıştı. Bölücü KAWA örgütünün bir kanadı olan militanlar, onu evine dönerken alçakça takip ettiler. Onun ne düşündüğünü, o son yürüyüşünde yüreğinde hangi umudu taşıdığını asla bilemeyeceğiz; ancak bildiğimiz tek bir şey var: O, üç çocuğuna ulaşma azmiyle, fedakârca attığı son adımlarını atıyordu. Hainler, arkadan gelerek, evinin kapısına ramak kala, silâhla vurdular.
O gün, yirmi dört yaşındaki bir kahraman, davasına olan sadakatini kanıyla mühürledi. Üç küçük yetim ve geride kalan kederli ailesi için, o artık bir hatıra değil, uğruna can verilen bir inancın ölümsüz bayrağıydı.
ŞEHADET
Mehmet AYDAÇ, 20 Aralık 1979’da, Adıyaman topraklarında şehadet mertebesine erişti. Onun hayatı, bir cümlenin anlattığı kadar sade değil; bir milletin yaşadığı acının ve ödenen bedelin ta kendisiydi.
"O artık ne bir evlat ne de bir babaydı; o, attığı her adımı, arkasından gelen nesillere miras bırakan, adı tarihe kazınan sönmez bir yıldızdı."