"Bazı ruhlar, kısa bir ömre sığdırılması imkânsız bir davanın yükünü taşımak için on sekiz yaşında doğar."
UŞAK'TAN YÜKSELEN GENÇ BİR YİĞİT
Adı Selim Çelik'ti. Uşak'ın toprağından kopmuş, henüz hayatının baharında, sadece on sekiz yaşında bir yiğitti. Bir özel kuruluşun emeğini sırtlayan genç bir işçiydi. Ancak Selim, sadece bir işçi değil, davasının ve milletinin geleceğine adanmış bir neferdi. O, hayatın zorlu çarkında çalışırken, ideallerinin ışığını asla söndürmedi.
ADANMIŞLIĞIN GENÇ SANCAĞI
Genç yaşına rağmen, omuzlarına ağır bir sorumluluk yüklemişti. Ülkücü İşçiler Derneği'nde teşkilatlandırmadan sorumlu başkandı; emekçinin hakkını ve milli duruşu savunan sancağı taşıyordu. Aynı zamanda Ülkücü Gençlik Derneğinde de faaliyet yürütüyor, geleceğin teminatı olacak gençlere ışık oluyordu. Selim, kararlılığıyla, ideolojisine bağlılığın yaşla sınırlı olmadığını, bir davanın liderinin genç bir işçi de olabileceğini ispatlamıştı.
20 ARALIK 1979: SON KARAR
Tarih, 20 Aralık 1979 Perşembe sabahını gösteriyordu. Soğuk ve hain bir günün şafağıydı. Selim, her sabah yaptığı gibi, ekmeğini kazanmak ve davasına hizmet etmek için işine doğru yürüyordu. Fakat karanlık, o gün pususunu evine elli metre mesafeye kurmuştu. Komünist militanlar, bir kahramanı değil, sadece bir düşman belledikleri genç bir lideri hedef almışlardı.
ATEŞ ÇEMBERİ VE İHANET
İlk mermiler, Selim’i yıldırmayı başaramadı. Hayatta kalmak için içgüdüsel bir hamleyle yakındaki bir eve sığınmak istedi. Kaderin en acımasız cilvesi burada yaşandı: Ev sahibi, korku ve umutsuzlukla kapısını yiğit bir insana kapattı. Kurtuluş yolu kesilmişti. Selim, artık kaçışın mümkün olmadığını, önünde sadece bir duvar, arkasında ise hain bir pusu olduğunu anladı. İşte o an, işçi Selim Çelik, tarihe adını yazdıracak olan destansı duruşunu sergiledi.
KAHRAMANIN SON SÖZÜ
Kurtuluşu kalmayan bir adam, ya teslim olur ya da ölümü kucaklar. Selim Çelik, teslim olmayı reddetti. Bütün gücüyle döndü, pusu kuranların yüzüne, inancının sarsılmaz gücüyle haykırdı. Bu, bir yakarış değil, düşmanına meydan okuyan, ölümsüz bir komutanın son sözüydü:
“Gelin vurun kahpe dölleri… öldürmek için vurun, sağ kalırsam siz kaybedersiniz!”
Bu söz, bir delikanlının son çığlığı değil, inandığı değerler uğruna canını hiçe sayan bir liderin teslimiyet bilmeyen ruhuydu. O, ölümüyle bile düşmana korku salıyordu.
ŞEHADET VE EMANET
Aldıkları bu destansı cevabın karşısında dahi mertçe çarpışma cesareti gösteremeyen komünist militanlar, karanlık vicdanlarına yakışır şekilde kahpece mermiler yağdırdılar.
Selim Çelik, on sekiz yıllık kısa ömrünün son anında dahi davasına sadık kalarak, Uşak’ın toprağına alnının akıyla düştü ve şehadet mertebesine erişti. O, fiziken oracıkta şehit oldu; ancak son sözüyle, inancın ve cesaretin ebedi zaferini ilan etti.
"Onlar, Selim’i o gün vurduklarını sandılar. Oysa Selim, son sözüyle, hayatta kalanların değil, öldürenlerin kaybettiğini tarihe yazdı."