"Can feda edilen her dava, karanlığa karşı yakılmış bir meşaledir. Mehmet Kaplan, o meşalenin en parlak alevi oldu."
KİMLİĞİ VE BİLİNMEYEN DESTAN
Bir kahramanın adı, yalnızca bir etiketten ibaret değildir; o, bir duruşun özetidir. O kahramanın adı MEHMET KAPLAN'dır.
Hayatının hangi coğrafyasında ilk nefesini aldığı (DOĞDUĞU YER) veya elinin hangi sanatla yoğrulduğu (MESLEĞİ) bilinmese de, onun kalbinin ait olduğu yerin belli olduğu kesindir: O, inancına adanmış bir Ülkücü Şehitti. Yaşamının detayları tarihin tozlu sayfalarında kaybolmuş olabilir, ancak onun inanç uğruna verdiği son nefes, destanların yazıldığı gök kubbede yankılanmaktadır. Mehmet Kaplan'ı tanımlayan, mesleği veya doğduğu toprak değil, ölüme meydan okuyan sarsılmaz imanıdır.
ANKARA'DA YÜKSELEN FEDAKÂRLIK
Takvimler 20 ARALIK 1978'i gösteriyordu. Ankara, birliğin ve mücadelenin başkenti, o gece karanlık ve tehlikeli bir çağın ağırlığını taşıyordu. Mehmet Kaplan, o kış gecesinde, inançlarının bedelini ödemeye hazır bir nefer olarak, zorlu bir sona doğru yürüyordu.
Şehit edildiği yer ANKARA, Altındağ İlçesine bağlı Ovacık Köyü’ydü. Bu coğrafya, onun son nefesine şahitlik eden, sıradan bir köy olmaktan çıkıp, ebedi bir onur abidesine dönüşmüştür.
SON KARARIN KUTSAL BİLİNMEZLİĞİ
(OLAY GÜNÜ: Metnin bu kısmı, kahramanın en büyük fedakârlığıdır, çünkü geriye sadece kararının yüceliği kalmıştır.)
O, hangi tehlikeyi sezerek, hangi karanlık sokağa girdi? Biliyoruz ki, 20 Aralık 1978 akşamının geç vaktinde, kaderiyle yüzleşti. Olay gününün spesifik detayları, mücadele anı ve esir düşüşünün hikayesi tarihe kaydedilmemiştir. Ancak bu bilinmezlik, onun kahramanlığının büyüklüğünü azaltmaz; aksine, son anındaki kararlılığını bir sır perdesi ardında yüceltir.
Mehmet Kaplan, hangi engelle karşılaşırsa karşılaşsın geri dönmedi. Onun "Olay Günü", bilinen bir çatışma değil, bir ideal uğruna bilinçli olarak ateş çemberine girme anıdır. O, teslimiyeti reddeden, onurunun kalesi olan son adımı atmıştır.
SÖNMEYEN RUH: İŞKENCE VE EBEDİ DİRENİŞ
Onu ele geçiren zalimler, Mehmet Kaplan’ın bedenine dehşet verici bir zulüm uygulamışlardır. Onların amacı, sadece canını almak değil, ruhunu, inancını ve davasını da parçalamaktı.
Ancak onlar, Mehmet Kaplan’ın çelikten iradesini hesaplayamadılar. Vücuduna yapılan her işkence, onun geri adım atmayan duruşunun kanıtı olmuştur. Kafa derisini yüzdükleri, gözlerini oydukları ve burnunu kestikleri görülmüştür; bu vahşet, onun susturulamayan sesinin, kırılamayan inancının son tanıklığıdır.
Mehmet Kaplan'ın sessizliği, en gür çığlıktı. O, acıya rağmen davasına ihanet etmeyi reddetti. İşkencenin doruklarında bile, ruhu teslim olmadı; zulme karşı dimdik duran efsanevi bir direnişin timsali oldu.
ŞEHADETİN İLAN EDİLDİĞİ SABAH
Zalimler, bu korkunç işkencelerden sonra, Mehmet Kaplan’ı Şehit ettiler. Onu yendiklerini sanarak, cansız bedenini Altındağ’ın Ovacık Köyü’nde bırakıp kaçtılar. Ancak onlar kaçarken bile, Mehmet Kaplan’ın şehadeti çoktan zaferini ilan etmişti.
21 Aralık 1978 günü, ülküdaşının cesedi bulunduğunda, görünen sadece parçalanmış bir beden değildi; bu, bir milletin onuru uğruna feda edilmiş, kutsal bir emanetti. Mehmet Kaplan, bedeniyle en ağır ihaneti yaşamış, fakat ruhuyla en yüksek makama, Şehadet mertebesine ulaşmıştır.
"O, sadece yirmi dört saatlik bir geceye sığan korkunç bir zulüm görmedi; bir milletin kalbine kazınan, silinmez bir onur mührü oldu."