"Bazı hayatlar, karanlığın üzerine ışık düşürmek için yanar; onlar, 21 yıllık kısa bir ömrü sonsuzluğa sığdıranlardır."
KİMLİK VE YÜKSELEN GENÇLİK YEMİNİ
O, Karadeniz’in hırçın rüzgârlarının ve bereketli topraklarının doğduğu yerde, Ordu’nun şanlı Ünye’sinde filizlenmişti. Adı Zeki Gülay’dı. Gençti, kararlıydı ve davasına âşıktı. 1979 yılı takvim yapraklarını doldururken, Zeki, henüz 21 baharını tamamlamış, ancak duruşuyla çağının devlerine kafa tutmuştu. O, gençliğin getirdiği coşku ve imanın verdiği kuvvetle, ülkücü hareketin yılmaz neferi olmuştu. Doğduğu topraklar, şehadetinin de mührü olacaktı; Ünye, bir kahramanın son yurduna tanıklık edecekti.
ADANMIŞLIĞIN BİLİNMEYEN YOLU
Ham metinlerde, Zeki Gülay’ın mesleği bir başlık olarak boş kalmıştır; zira O’nun hayatı, maddiyatla ölçülen bir unvanın çok ötesindeydi. Zeki Gülay’ın gerçek mesleği, ne bir kazanç kapısı ne de dünyevi bir mevkiydi. O’nun görevi, vicdanının rehberliğinde, karanlık ideolojilere karşı bir siper olmaktı. Bu, yüreğiyle imzaladığı, kanıyla mühürleyeceği bir adanmışlıktı. O, davasını, hayatının tek ve en büyük mesleği olarak seçmişti.
ÜNYE’DE ÇİZİLEN KADER ÇİZGİSİ
Kaderinin mühürleneceği yer, eğitim ve maneviyatın merkezi olan Ünye İmam Hatip Lisesi’nin önüydü. O karanlık dönemde, milletin değerlerine sahip çıkan her karış toprak, bir savaş alanıydı. Zeki Gülay, inançlı gençliğin sesinin yükseldiği bu kutsal mekanın, komünist terörün gölgesi altında kalmaması için dimdik ayaktaydı. O, sadece bir öğrenci değil, değerlerinin bekçisiydi; tehlikenin farkında olarak, her gün bir ateş çemberine yürüyordu.
19 ARALIK 1979: SON ADIM VE ATEŞ ÇEMBERİ
19 Aralık 1979. Soğuk bir kış günü, Ünye semalarına dehşetli bir pusu kuruldu. O gün Zeki Gülay, yanındaki dava arkadaşıyla birlikte, bilmediği o son adımlarına ilerliyordu. Komünist militanlar, kurdukları kahpe pusuyla, gençliğin ve imanın temsilcilerine karşı namlularını doğrultmuşlardı.
Olayın öncesi, Zeki’nin hangi düşüncelerle yürüdüğü, hangi sözleri fısıldadığı bilinmez; ancak bilinen şudur: O, tehlikeyi bilerek, geri dönmeyi reddetti. İmam Hatip Lisesi’nin önünde patlayan kurşunlar, sadece havayı değil, bir dönemin namusunu da yırttı. Zeki Gülay, cesaretini bir zırh gibi kuşanarak, inancına sadık kalmanın bedelini ödedi.
Kurşunlar vatan toprağına, bir kahramanlık ağıtı gibi düştü. Yanındaki arkadaşı ağır yaralanıp sarsılırken, 21 yaşındaki Zeki Gülay, milletinin geleceği için canını feda etti. O, bir kurşunun menziliyle değil, sonsuzluğa uzanan bir ülkü uğruna şehit düştü. Genç ömrü, karanlığa karşı yakılan sönmez bir meşaleye dönüştü.
"21 yıllık ömrünü bir destana çeviren Zeki Gülay, sadece bir isim değil; cesaretin, sadakatin ve Türk gençliğinin ölümsüz yeminidir."