"Bazı ömürler otuz yıla sığmaz; bir destanın başlangıcı, otuz yıllık bir yemin olur. Hüseyin Yiğitoğlu, inandığı değerler uğruna kendi hayatını feda edenlerin sönmeyen meşalesidir."
KİMLİĞİNİN MÜHRÜ VE ERZURUM’UN YİĞİDİ
Tarih 18 Aralık 1979’u gösterdiğinde, bu vatanın kalbine saplanan acı bir kış rüzgârı esmeye başlamıştı. Ancak kahramanlığın doğuşu, çok daha geride, Erzurum’un karla yıkanmış, yiğitler diyarı olan Çat ilçesinin Göbekören Köyünde filizlenmişti. Mehmet Yiğitoğlu’nun asil bir evladı olarak bu topraklara gözlerini açan Hüseyin, sadece otuz bahar görebildi. Kısa bir hayatı yaşayacaktı belki, ama o ömür, Ankara’nın en karanlık günlerinde vatan sevgisinin ne demek olduğunu göstermek için adanmış bir menkıbe olacaktı.
BOZKURT KOLYESİNİN SIRRI
Hüseyin Yiğitoğlu, Ankara’nın çalkantılı sokaklarında yürürken, sadece fiziksel varlığıyla değil, taşıdığı manevi sembollerle de dikkat çekiyordu. O, sıradanlığın zincirlerini kırmış, yalnızca inandığı davanın ateşiyle yanan bir ruhtu. Popüler bir çizgi roman kahramanı olan Tarkan’ı sevmesi, onun içindeki fırtınanın ve mücadele arzusunun bir yansımasıydı; kahramanlığın, adanmışlığın peşinden koşuyordu. En kıymetli yemini ise boynunda taşıdığı Bozkurt kolyesiydi. Bu kolye, onun kimliğinin nişanı, ülküye olan sarsılmaz bağlılığının sessiz beyanıydı. Çevresindekiler, belki de bu adanmışlığı aşırı bulup onu ‘biraz meczup’ (kendini davasına adamış) olarak nitelendirmişti; oysa Hüseyin, çağın kafa karışıklığına karşı yüreğiyle cevap veren, teslim olmayı reddeden saf bir imanın temsilcisiydi.
ANKARA'DAKİ SON VAZİFE
Hüseyin Yiğitoğlu, hayatının son demlerini başkent Ankara’da, çatışmaların ve ideolojik hesaplaşmaların merkezinde yaşıyordu. Şehir, iki kutuplu bir mücadele alanına dönmüşken, o, davasının bayrağını yere düşürmemeye yemin etmişti. Ankara Siteler bölgesi, onun vatan aşkını haykırdığı son durak, şehadete yürüdüğü son sokak olacaktı.
KARANLIĞIN ÜZERİNE YÜRÜYÜŞ
18 Aralık 1979 Salı günü, o kara tarih geldi çattı. Hüseyin, Ankara Siteler’de, ülkesini uçuruma sürüklemeye çalışan komünist terör örgütü DEV-YOL militanlarının pusuya kurduğu bir ateşe doğru yürüdü. O anın detayları, son sözleri ve nasıl bir cüretle direndiği tarihin sis perdesinde saklı kalsa da, bilinen tek bir gerçek vardı: Hüseyin Yiğitoğlu teslim olmadı. Otuz yıllık kısa ömrünü, inançsızlığa ve yıkıma karşı duran sarsılmaz bir kararlılıkla mühürledi. Karşısında sayıca üstün, kinle bilenmiş bir güç varken bile, boynundaki Bozkurt kolyesini temsil eden yemine sadık kaldı; o karanlığın üzerine korkusuzca yürüdü ve son nefesine kadar ülkülerini savundu.
ŞEHADET VE EBEDİ VEDA
Siteler, o gün sadece bir cinayete değil, bir kahramanlık destanına tanıklık etti. Hüseyin Yiğitoğlu, vatanın birliği ve davasının yüceliği uğruna hayatını feda ettiğinde, bedeni yerde kalırken bile ruhu Ankara semalarında bir sancak gibi dalgalandı.
Ancak Hüseyin’in yalnız olmadığı, Siteler esnafının gösterdiği eşsiz bir vefa örneğiyle ortaya çıktı. O zorlu dönemde dahi, canları pahasına şehidin cenazesini omuzladılar. Bu, sadece bir defin işlemi değil, yiğidin fedakârlığının, yaşadığı topluluk tarafından anlaşıldığının ve yüceltildiğinin en büyük kanıtıydı. Hüseyin Yiğitoğlu, 30 yaşında, Erzurum’dan getirdiği o mübarek yemini Ankara’nın betonlarında canıyla ödeyerek ölümsüzleşti.
"O, sadece otuz yıllık bir ömür yaşadı. Ama o otuz yılın her günü, 18 Aralık 1979’da şehadetle taçlanan, sönmeyen bir ülkü ateşinin sembolü olarak kalacaktır."