"Bazı ölümler tarihe sadece bir not düşmek değil, gelecek nesillere yazılmış bir yemindir."
KÖKLERDEN DOĞAN IŞIK
O'nun adı Erol Çuğu'ydu. 23 baharı yeni tamamlamış, memleketinin ruhunu taşıyan genç bir fidandı. Hayatı, Samsun’un Kavak ilçesine bağlı Köseli Köyü’nde yeşermiş, tüm Anadolu’nun davasını omuzlamaya hazırlanmıştı. O, sadece bir öğrenci değil, inancın ve adanmışlığın somutlaşmış haliydi. Takvimler 17 Aralık 1979’u gösterdiğinde, bu genç kahraman, hayatının en büyük imtihanına yürüyeceğinden habersizdi.
ADANMIŞ BİR ÖĞRENCİ YÜREĞİ
Erol Çuğu, ilim yolunda yürümeyi seçmişti. İmam Hatip Lisesi’nden aldığı manevi feyzi, Erzurum İslami İlimler Fakültesi’nde, son sınıf öğrencisi olarak zirveye taşıyordu. O’nun kalbi sadece ders kitaplarıyla değil, ülkücü mücadelenin sarsılmaz idealiyle atıyordu. Fikir çilesini yaşamayı bir vazife bilmiş, geleceğin Türkiye’si için o fırtınalı günlerde korkusuzca saf tutmuştu. Zeytinlik mahallesinde ikamet eden bu dava eri, evine, ailesine ve vatanına olan sorumluluğu arasında hiçbir ayrım görmüyordu.
HASRETİN GÖLGESİNDEKİ SAMSUN
Zorlu mücadele günlerinin ardından, Erol, memleketine dönmüş, ailesinin şefkatli kollarında kısa bir huzur soluklamayı arzu etmişti. Hasret gideriyordu. Ancak kahramanların kaderi, tehlike pusuda beklerken bile rahat vermez. Samsun’un sokakları, o dönemde aydınlık ile karanlığın keskin çatışmasına sahne oluyordu. Huzurlu anları, kanlı bir saldırının sesiyle paramparça oldu.
MAHALLEYE SİPER OLUŞ
Erol ve ülküdaşları, Samsun 100. Yıl Lisesi civarında yürürken, vicdanını donduran o dehşet haberini aldılar: Bütün değerlere yabancı, komünist ideolojinin temsilcisi, 15-20 kişilik bir hain grup, mahalledeki ülkücülerin evlerine saldırı başlatmıştı. Bu sadece bir çatışma değil, masum yuvalara yöneltilmiş alçak bir tehditti.
Geri çekilmek, kaçmak ya da durumu görmezden gelmek, Erol Çuğu’nun ruhunda yazılı değildi. O, tehlikenin büyüklüğüne bakmaksızın, o yuvaları savunmayı, kendi canından daha üstün bir görev addederek ileri atıldı. Erol ve arkadaşları, o karanlık kalabalığa engel olmak, mahallelerine siper olmak için kararlılıkla yürüdüler. O an, bir öğrencinin, kendi hayatını bir kalkan gibi öne sürdüğü destansı bir duruşun başlangıcıydı.
SÖNMEYEN ATEŞ: ŞEHADET
Saldırgan grup, kahramanların bu onurlu duruşu karşısında, hain ve kalleşçe bir yol seçti: Silahlarını çektiler ve ateş açtılar. Bu, bir çatışma değil, bir infaz girişimiydi.
Kurşunlar havayı yırtarken, o cesur genç adamın adanmış yüreği hedeflendi. Açılan ateş sonucu, kurşunlardan biri Erol Çuğu’nun tam kalbine isabet etti. Hayalleri, idealleri ve vatan aşkıyla atan o yirmi üç yıllık hayat, durduğu yerde ebediyete yükseldi.
Erol Çuğu, 17 Aralık 1979’da Samsun sokaklarında, inancını ve namusunu savunmanın bedelini canıyla ödedi. O, sadece bir öğrenci olarak değil, mahallesine ve davasına sahip çıkan, korkuya teslim olmayan bir kahraman olarak şehit oldu. Adı, fedakârlığın en yüce örneği olarak tarihin destan sayfalarına altın harflerle yazıldı.
"Yere düşen her nefer, adanmış bir vatanın göğsünde sonsuza dek bir yıldız gibi parlamaya devam edecektir."