"Bazı hayatlar sadece yaşanmak için değil, bir bayrak gibi dalgalanmak için vardır. İsmail Taşlı’nın 29 yıllık ömrü, işte o bayrağın kendisiydi."
KİMLİĞİ: VURULMADAN ÖNCE YAZILAN DESTAN
O, sıradan bir hayatın yolcusu olmayı reddedenlerdendi. Adı: İSMAİL TAŞLI. Doğduğu topraklar, adanmışlık yemininin ilk durağıydı: ORDU’nun vakur ilçesi ÜNYE. Sadece 29 bahar görmüş, ancak idealist bir mücadelenin tüm yükünü sırtlanmıştı. Resmi kimliğinde 'ÖĞRETMEN' yazsa da, o, nesillerin vicdanını inşa eden bir meşaleydi. Bir ÜLKÜ-BİR üyesi olarak, karanlık çağların ortasında ülkesi ve inançları için nefes alan bir kahramandı.
BİR YÜREĞİN ADANMIŞLIĞI VE İDEALLERİN YOLU
İsmail Taşlı, mesleğinin kutsallığını, mücadelesinin haklılığıyla birleştirmişti. Onun duruşu, kuru bir ideolojiden ibaret değildi; o, "Türk İslam düşmanlarına karşı" vicdanının emrettiği bir savaşı sürdürüyordu. 1979 yılının çetin şartlarında, bu duruş, her gün adım atılan bir ateş çemberi anlamına geliyordu. O, rahatlığı değil, ülkesinin geleceği için en zorlu yolu seçmişti. Cesareti, Ordu semalarında yankılanan sarsılmaz bir kararlılıktı.
17 ARALIK 1979: KADERİN SON DURAĞI
Takvimler o acımasız günü gösteriyordu: 17 ARALIK 1979. Soğuk bir Ordu kışının puslu göğü altında, bir yiğidin hayatı en büyük fedakârlığa doğru ilerliyordu. İsmail Taşlı, ülküdaşı İsmet Ürer ile birlikte, Ünye’nin Tabakhane Irmağı boyunca ilerlerken, kahramanlık yürüyüşünün sonuna geldiğini bilmiyordu. Onlar sadece yürüyorlardı; ancak karşılarında, ülkeye ve ülküye düşmanlık besleyen karanlık bir pusu kurulmuştu.
TABAKHANE IRMAĞINDAKİ SON VURUŞ
Beklenmedik bir anda, zifiri karanlığın temsilcileri, komünistlerin hain elleri silahlarını ateşledi. Bu, fikirlere karşı yapılan namertçe bir saldırı, bir öğretmene ve davasına sıkılan kurşunlardı. O an, Tabakhane Irmağı’nın sesi, tarihin en acı çığlıklarından birine karıştı. Çatışmanın ortasında, sadık ülküdaşı İsmet Ürer ağır yara alarak mücadeleye devam ederken; İSMAİL TAŞLI, o hain ateşin hedefi oldu.
ŞEHADET: EMANETİ YERE DÜŞÜRMEYEN NEFER
İsmail Taşlı, mücadele ettiği yerde, adını tarihe altın harflerle yazdırarak düştü. O, 29 yaşının zirvesinde, inancından zerre taviz vermeden, bir öğretmen ve bir ülkücü olarak ORDU’da şehit oldu. Onun ölümü, sadece bir can kaybı değil; bir neslin, kutsal saydığı değerler uğruna gözünü kırpmadan ölüme yürüyebileceğinin kanıtıydı. O düştü, ancak davasının ateşi sonsuza dek yanmaya devam edecekti.
"O, 29'unda bir ideal uğruna düştü; ama adı, vatanın sarsılmaz ruhuna kazınan, emaneti yere düşürmeyen destanların en şereflisi oldu."