"Bazı hayatlar bir meşale gibi yanar; kısa ama öyle parlak ki, karanlık kaçacak yer bulamaz."
BİR YİĞİTİN DOĞUŞU VE SÖNMEYEN IŞIĞI
Nihat Kılıç… O, sadece bir isim değil, Tarsus topraklarında yeşeren çelikleşmiş bir iradenin simgesiydi. Doğduğu yer, kadim toprakların kalbi olan Mersin’in Tarsus ilçesi, Cırbıklar Köyü’ydü. Henüz 1963 yılında dünyaya gözlerini açmış, kısa yaşamına sığdıracağı destansı mücadeleden habersizdi. Ailesinin en küçük, en kıymetli evladı olmasına rağmen, omuzlarına aldığı davanın ağırlığı, yaşıtı olan binlerce gençten katbekat fazlaydı. Tarsus’un Kızılmurat Mahallesi’nde, sadece yuvada değil, ülkü ocaklarında da büyüdü.
LİSE SIRALARINDAKİ ADANMIŞLIK
O, hayallerini kütüphanelerle ve bilimle dokuyan bir gençti. Tarsus Fen Lisesi’nin henüz 2. sınıfında öğrenciydi; geleceği aydınlık, zihni keskin, yüreği ise memleket sevdasıyla dopdoluydu. Ancak o yıllar, sadece ders çalışmanın değil, ülkenin üzerine çöken ideolojik fırtınalara karşı durmanın da zorunlu olduğu yıllardı. Nihat Kılıç, okul sıralarını sadece bir eğitim yuvası değil, aynı zamanda milli duruşun kalesi olarak görüyordu. O, sükûneti bırakıp tehlikenin tam ortasında durmayı seçenlerdendi.
O KARANLIK CUMA: FEN LİSESİ BAHÇESİNDE DİRENİŞ
Takvimler 14 Aralık Cuma gününü gösterdiğinde, Fen Lisesi’nin bahçesi, bir gençlik merkezinden çok, kurulan bir pusu alanına dönüştü. Nihat Kılıç, bilginin filizlendiği bu kutsal mekânda, ideallerini savunduğu için hedef alındı. Dört komünist militan, sayısal üstünlüklerine ve ellerindeki vahşete alet ettikleri zincir ve sopalara güvenerek üzerine yürüdüler.
Bu bir çatışma değil, bir infaz girişimiydi. Okul bahçesi, vicdansızlığın ve gaddarlığın sahnesi oldu. Ülküdaşımız Nihat, zincirlerin ve sopaların savrulduğu o vahşi saldırıda sarsılmaz bir kararlılıkla direndi. Ancak gaddarlığın şiddeti ağırdı; Nihat Kılıç, aldığı darbelerle yere yığıldığında ağır yaralıydı. O gün, genç bedeni ezilse de, ruhu ve davasına olan bağlılığı asla eğilmedi.
ÜÇ GÜNLÜK MÜCADELE VE SON NEFES
Kanlar içinde kalan Nihat Kılıç, derhal Mersin Akdeniz Hastanesi’ne kaldırıldı. Yoğun bakım odasında, tıpkı ülkenin kendisi gibi, yaşam mücadelesi veriyordu. Doktorların tüm çabaları, ailesinin ve dava arkadaşlarının duaları, o üç gün boyunca hayatta kalması için bir umut ışığı oldu.
Ancak 17 Aralık 1979 Pazartesi günü, genç yaşta yürüdüğü zorlu yolun sonuna geldi. İnsanüstü direnişine rağmen, bedenindeki ağır yaralar onu bırakmadı. Kurtarılamadı… Nihat Kılıç, henüz 16 yaşındayken, uğruna savaştığı kutsal değerler adına, Tarsus’ta şehadet mertebesine yükseldi. O, kısacık ömrünü bir destana çevirerek, adını tarihin sayfalarına kanıyla yazdı.
"Nihat Kılıç, bedeni toprağa düştüğünde dahi, adanmışlığın bitmeyen yeminini o soğuk Aralık gününe mühürlemiştir."