"Bazı ruhlar için emeklilik, sadece vazifenin şekil değiştirmesidir; vatan nöbeti asla bitmez."
VAZİFESİ BİTMEYEN ER
TEVFİK ALKAN. O, sadece bir isim, bir tarih veya bir meslekten ibaret değildi; o, millete adanmışlığın iki büyük cephesinde de şerefle bayrak taşıyan bir kahramandı.
Türk Silahlı Kuvvetleri saflarında Astsubay olarak uzun yıllar ülkeye hizmet ettikten sonra, bedeni yorulduğu için üniformasını çıkarmış, lakin ruhu dinlenmeyi reddetmişti. O, bir esnaftı; ancak dükkânında sadece ticaret yapmıyor, sivil hayatın ortasında, yeni bir cephede nöbet tutuyordu. Bilgisi, disiplini ve astsubaylıkta edindiği stratejik becerisi, artık davasına rehberlik ediyordu.
ADANMIŞLIĞIN KALESİ: BEŞİKTAŞ
Tevfik Alkan, milletin zorlu günlerinde köşesine çekilmeyi değil, ateşe yürümeyi seçti. Milliyetçi Hareket Partisi’nin Beşiktaş ilçe teşkilatına üye oldu ve kısa sürede, sahip olduğu derin bilgi ve sarsılmaz beceri sayesinde liderlik makamına, İlçe Başkan Yardımcılığına yükseldi.
O, teşkilatın sadece bir yöneticisi değil, ruhuydu. Kararlılığıyla sarsılan bünyeye güç katmış, karanlık günlerin üzerine bir ışık gibi doğmuştu. Tevfik Alkan'ın duruşu, İstanbul’un karmaşasında milliyetçi hareketin sağlam bir kalesi haline gelmişti. O, aldığı her kararla, attığı her adımla davasına olan mutlak adanmışlığını mühürlemişti.
17 ARALIK 1979: SON SABAH
İstanbul, 17 Aralık 1979 Pazartesi sabahına uyanırken, Tevfik Alkan da her zamanki gibi dükkânının kapısını açtı. Henüz sabahın ilk saatleriydi; o, işine, mücadelesine ve duruşuna sadık kalarak, dükkânında günlük düzenlemeleri yapıyordu. Hayatı, ticaret ile millet sevdasının disiplinli bir karışımıydı.
Ancak, ihanet gölgesi onu bu kutsal meskeninde bulmayı başardı. Korkaklar, açık meydan savaşını reddedip, en alçak yöntemi seçtiler.
MÜŞTERİ KILIĞINDAKİ İHANET
İçeriye giren iki soysuz, insanlık düşmanı komünist militan, aldatıcı bir müşteri kılığında yaklaştılar. Ellerinde soğuk bir silah, zihinlerinde nefret taşıyorlardı. Tevfik Alkan’ın vatan için kurduğu düzen, aniden ölümcül bir pusuyla karşılaştı.
Ne bir ikaz, ne bir geri adım... Sadece anlık bir silahlı saldırı. O an, sivil hayatın ortasındaki emekli asker, son nefesini bile vatanın bekası için harcamaya yeminli bir kahraman olarak durdu. Aldığı kurşun yaraları, sarsılmaz inancını ve dimdik duruşunu kanıyla mühürledi. Orada, dükkânının eşiğinde, hain kurşunların hedefi olarak şehitlik mertebesine yükseldi.
KANLA YAZILAN BİLDİRİ
Bu alçakça saldırıyı gerçekleştirenler, THKP-C militanlarıydı. Kaçarlarken, sadece bir cana kastetmekle kalmadıklarını gösteren, tarihe not düşülmüş iğrenç bir bildiri bıraktılar. Bildirideki tehdit, Tevfik Alkan’ın neden hedef alındığını tüm çıplaklığıyla gösteriyordu:
“BİR DEVRİMCİYE BİN ÜLKÜCÜ KANI AKACAK”
Tevfik Alkan’ın akıtılan mübarek kanı, bu kirli tehdide verilen en kahramanca cevap oldu. O, kendi varlığıyla bu kanlı yemin çemberini parçalamış, davası için ödenebilecek en yüksek bedeli tereddütsüz ödemişti.
O, sadece bir esnaf değildi; o, vatanın sivil cephesindeki sancağını canıyla tutan, emekliliği olmayan bir askeriydi.