"Bazı hayatlar, sadece bir dava için değil, gelecek nesillerin huzuru için adanmış kutsal bir yemindir."
GAZİANTEP'İN YİĞİT EVLADI
O, sıradan bir hayatın omuzladığı destansı bir yemindi. Müslüm Yiğit... Adı, fedakârlık çağının zorlu coğrafyasında, Gaziantep’in bereketli ama çetin topraklarında, Nizip ilçesinde yankılanan bir yiğitlik çağrısıydı. Mesleği işçiydi; elinin nasırı, ekmeğinin kutsallığına duyduğu saygının nişanıydı. Halkın içinden çıkan, toprağıyla ve inancıyla yoğrulmuş bir Anadolu neferiydi o.
BİR İŞÇİNİN KUTSAL YÜKÜ VE DÖRT MİRAS
Yaşamının baharında, henüz otuz iki yaşındayken, sırtında taşıdığı yük sadece bir davanın ağırlığı değildi; aynı zamanda bir aile reisinin mesuliyetiydi. Evliydi ve geride dördü birden geleceğe umutla bakan dört evlat bırakmıştı. Bu durum, Müslüm Yiğit’in duruşunu sıradan bir siyasi tercihten öteye taşır: O, sadece inandığı değerler için değil, o dört minik mirasın aydınlık yarınları için de cepheye koşmuştu. Onun mücadelesi, bir babanın çocuklarına bırakabileceği en büyük miras, yani onurlu bir duruşun hikâyesiydi.
NİZİP'TE YÜREĞİNE SIKILAN KURŞUN
Takvimler, ülkenin en karanlık günlerinden birini, 17 Aralık 1979’u gösterirken, Nizip bir kez daha ideolojik kinin hedefi olmuştu. O gün, komünist militanların kurşunları, sadece bir bedeni değil, bir milletin vicdanını hedef aldı. Müslüm Yiğit, geri çekilmek yerine, inancının sancağını yükseltti. En zorlu anında dahi yalnız değildi; bu kahramanlık ateşine, öz kardeşiyle birlikte omuz omuza yürüdü.
Açılan kalleş ateşe karşı duruşları, destansı bir direnişin son anlarıydı. Hain kurşunlar, iki kardeşi birden ağır yaraladı. Müslüm Yiğit, aldığı yaralarla yıkılsa da, ruhu ve iradesi dimdik ayaktaydı.
BİR SAVAŞÇININ VEDASI: 17 ARALIK 1979
Ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastane, onun son savaş alanı oldu. Doktorların tüm çabaları, milletine adanmış bu yüreğin hayat ateşini canlı tutmaya yetmedi. Müslüm Yiğit, 17 Aralık 1979 tarihinde, inancına olan bağlılığının en yüce bedelini ödeyerek şehadet makamına ulaştı.
O, Gaziantep’in yetiştirdiği, mesleği işçilik olan, fakat davası uğruna canını feda eden 32 yıllık kısa ama onurlu hayatıyla, mücadelenin ve adanmışlığın sembolü oldu. Dört çocuğuna bıraktığı en büyük miras, bir yiğidin haksızlığa karşı nasıl dik durduğunu gösteren bu kanlı destan oldu.
"Onlar, bu toprakları kanlarıyla mühürleyen isimsiz kahramanlardır; isimleri unutulsa da, fedakârlıkları bir destan olarak yaşamaya devam eder."