"Bazı hayatlar uzun yaşanmaz; ama tek bir an, bir milletin onuruna destan olur."
I. YÜREĞİNDE TAŞIDIĞI MİRAS
O, fakir bir ailenin tek umuduydu. Hayata tutunuşu, sadece bir yuvanın geleceği değil, aynı zamanda taşıdığı davanın da mirasıydı. Ülkücü Şehit Halit Tatlı. Doğduğu topraklardan aldığı manevi güçle, Ankara’nın çetin sokaklarında ve zorlu yıllarında dimdik ayakta duruyordu. Maddi varlığı azdı, fakat ruhu zengin, inancı çelikten farksızdı.
II. FAKÜLTENİN VE YURDUN IŞIĞI
Ankara Dil-Tarih Coğrafya Fakültesi’nin koridorları, onun ilim arayışına şahitlik etti. O, sadece bir öğrenci değildi; Cebeci Atatürk Öğrenci Yurdu’nun çilekeş çatısı altında, geleceğin davasını omuzlarında taşıyan bir neferdi. Ankara, 16 Aralık 1978 gününe hazırlanırken, Halit o soğuk kış gününde, derslerinden ve yurdundan aldığı güçle, mukaddes bildiği yolda yürüyordu.
III. YAZILAN O SON SEFER
Okuldan ayrılmıştı. Günlük rutinin sessizliği içinde, onu yurduna taşıyacak olan banliyö trenine bindi. Bu sıradan yolculuk, aslında bir kader hattıydı. Tarihin kaleminin son satırları, o trenin gürültülü vagonlarında yazılmaya başlandı.
Ve o anda, vagonun içindeki karanlık bir gölge yaklaştı. 6 kişilik komünist bir grup, zorbalıkla ideolojilerinin zehrini, Halit’in saf ruhuna aşılamak istedi. Ona, zorla bir dergi satmak istediler.
IV. TEK KİŞİLİK MÜCADELE VE ONURUN HAYKIRIŞI
Bu bir ticari teklif değildi; bu, bir imtihandı. Halit, ya boyun eğecek ya da yürüdüğü yolun bedelini anında ödeyecekti. O, geriye çekilmeyi değil, onurunu haykırmayı seçti. Sesi, trenin sarsıntısını bastırarak, vagonun demirlerine kazındı:
“Türk’e kefen biçenlerin dergisini okumam…”
Bu cümle, bir ret değil, bir meydan okumaydı. Bir kahramanın en karanlık anda verdiği en parlak cevaptı.
Bu destansı duruşun üzerine, zorbaların sayısı altıdan dokuza yükseldi. Sayısal orantısızlık, Halit’i zerre kadar yıldırmadı. Yiğitçe karşı koydu. Çevrede onlarca insan sessizliğe bürünürken, Halit Tatlı tek başına, bu namert saldırganlarla kavgaya tutuştu. O, dokuz kişiye karşı değil, vatanına uzanan her kirli ellere karşı çarpışıyordu.
V. ŞEHADETİN RAYLARA DÜŞEN SESİ
Ancak tek başına direnişin çelikten iradesi, dokuz hainin alçaklığına yenilecekti. Çarpışmanın ortasında, insanlık dışı bir vahşet sergilendi. Tren hızla ilerlerken, kapı açıldı. Onlarca yolcunun gözü önünde, cesaretini haykıran bu yiğit genci, hareket halindeki trenden rayların üzerine fırlattılar.
Halit düştü. Düşüşü, sadece rayların üzerine değil, bir milletin vicdanına düştü. O, 16 Aralık 1978 tarihinde Ankara’da, öğrencilik yıllarında, verdiği sözün ve yemin ettiği davanın tam ortasında şehit düştü. O’nu susturmayı başardılar; ancak Halit’in o vagonda haykırdığı onur, ebediyen yankılanmaya devam edecektir.
"O gün, raylara düşen bir genç değil, bir milletin onuru ve boyun eğmez ruhuydu."