"Bazı hayatlar kısa sürer, ama bıraktıkları iz, bir neslin kaderini çizer."
---
ELÂZIĞ’DAN ANKARA’NIN KALBİNE
Doğduğu topraklar olan ELAZIĞ’ın bereketli ruhunu taşıyan bir fidan olarak büyüdü. Adı MURAT OĞUZ’du. Henüz 18 yaşındaydı. Gencecik omuzlarında koca bir milletin geleceğini taşıyan bir öğrenciydi. Ankara’nın Yenimahalle-Gayrettepe mahallesinde kurulu bu mütevazı hayat, aslında büyük bir davanın başlangıcıydı.
Kaderi onu ailesinin tek çocuğu olarak seçmişti; bu, omuzlarına yüklenen sorumluluğu kat kat artırıyordu. Bir ailenin tek umudu, ülkücü hareketin yılmaz neferi olarak, Keçiören Lisesi’nin sıralarından memleket meselelerinin en derin noktasına doğru yürüdü.
ON SEKİZ YAŞIN YÜKSEK YEMİNİ
Murat Oğuz, kuru bir biyografi maddesi değil, adanmışlığın ta kendisiydi. Yaşının baharında, rahatı ve geleceğini bir kenara iterek, Yenimahalle Ülkücü Gençlik Derneği’nin Yönetim Kurulu üyeliği görevini üstlenmişti. O, sadece okuyan değil, geleceği inşa eden gençler safındaydı. Her kararı, her adımı, o zorlu dönemde vatanın bekası için verilen yüksek yeminin bir parçasıydı.
Ankara sokakları ateş çemberine döndüğü günlerde, 18 yaşındaki bu kahraman, inancının sancağını en önde taşıyordu.
SON CUMA’NIN VEFA YOLCULUĞU
Takvimler 15 ARALIK 1978’i gösteriyordu. Ankara’nın üzerinde acı bir kış rüzgarı esiyordu, ancak Murat’ın yüreği davasına olan aşkla sıcaktı. O günün kutsallığı, atılacak son adımların ağırlığını taşıyordu. Cuma namazından çıktıktan sonra, görev bilinciyle dolu bir vefa yolculuğuna koyuldu.
Yanında iki yiğit ülküdaşı vardı: ÜGD ikinci Başkanı Mehmet Çelik ve Ocak Başkanı Meta Ayangil. Üçü, teşkilatlarına, yoldaşlarına doğru ilerlerken, sanki kader onları Akın Caddesi’ndeki o son, şanlı randevuya çağırıyordu. Üç kişi yürüyorlardı; ancak temsil ettikleri duruş, koca bir destanın siluetiydi.
AKIN CADDESİ’NDE KAHRAMANIN DÜŞÜŞÜ
Yenimahalle’nin Akın Caddesi üzerindeki bir saatçi dükkânının önü, o gün tarihi bir fedakârlığa sahne oldu. Sükûnet, Halkevi’nden çıkan, karanlığın ve nefretin silahlarını kuşanmış komünist militanların hain saldırısıyla paramparça oldu.
Söz bitmiş, kurşunlar konuşmaya başlamıştı.
Komünist militanlar ateş açtı. Bu hain saldırıda, en ağır darbeyi, en önde yürüyen, en genç ve en adanmış olan Murat Oğuz aldı. Can yoldaşları hafif yaralarla kurtulurken, Murat, davasının kalbine saplanan kurşunlarla yere yığıldı.
Hastaneye kaldırıldı... Ancak 18 yıllık kısa ama şerefli ömrü, Ankara’da, idealinin yolunda şehadet şerbetini içerek taçlandı. 15 ARALIK 1978 günü, o fidan, davasının toprağına kök salarak bir hilal yıldız oldu. O, bedenini siper ederek ülkücü hareketin yürüyüşünü durdurmaya çalışanlara en büyük cevabı vermişti.
O, sadece 15 Aralık’ta düşmedi; o günden sonra her bir ülkücü gence adının yazıldığı sarsılmaz bir yemin bıraktı."