"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir milletin kader defterine kanla yazılmış, ebedi bir mühür olur."
KÖKLERİ VE YÜREĞİNİN YUVASI
Kadir Top, 15 Mart 1952’de, Gümüşhane’nin dağların arasında gizlenen Geçit Köyü’nde dünyaya gözlerini açtı. O, yoksulluğun değil, alın terinin ve Anadolu’nun sarsılmaz ruhunun çocuğuydu. Kader onu, ekmeğini kazanmak ve davasını yaşatmak için İstanbul’un çetin yollarına sürükledi. Gültepe’nin karmaşık sokaklarında, bir yuva kurdu; evliydi ve gözlerinde geleceğin umudu yanan iki küçük evladı vardı. O, sadece bir eş ve baba değil, ailesi için direnen bir kale idi.
ALIN TERİ VE İDEALİNE ADANIŞ
Hayatını, dürüst bir işçinin kutsal mücadelesi üzerine inşa etti. Kale Oto Radyatör Fabrikasında, elleriyle demire şekil verirken, ruhunu da sarsılmaz bir ideale adamıştı. O, ideolojisini sadece sözle değil, emeğiyle yüceltenlerdendi. O karanlık dönemlerde, inancın bedelinin ağır olduğunu bilmesine rağmen, Ülkücü İşçiler Derneği’nin yiğit bir üyesi olarak, davasının bayrağını en ön saflarda taşıdı. O’nun mesleği işçilikti, ama görevi millete adanmışlıktı.
O ALACAKARANLIKTA SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler 15 Aralık 1978’i gösteriyordu. Memleketin üzerine bir hainlik gölgesinin düştüğü günlerden biriydi. Hava, akşamın alacakaranlığına doğru dönüyordu. Saat 18.00... İşçinin kutsal saati: Emeğin bittiği, yuvaya dönüşün başladığı an. Kadir Top, o gün de mesaisini tamamladıktan sonra, Gültepe Sanayi Mahallesi Yavuz Sultan Selim Caddesi’nden evine, çocuklarının gülüşüne doğru yürüyordu. Bu, onun sıradan bir iş çıkışı değildi; bu, bir kahramanın son yolculuğuydu.
İKİ YÖNDEN GELEN İHANET VE DİRENİŞ
Ancak o yolda, onu sevdikleri değil, karanlık zihniyetin pusuya yatmış cellatları bekliyordu. İdeolojik nefretin kör ettiği Marksist-komünist militanlar, yüz yüze gelme cesareti gösteremeyecek kadar alçaktılar. Planları basitti ve kahpeceydi: Bir yiğidi, en savunmasız anında, iki ayrı yönden ateş çemberine alarak susturmak.
O iki yönlü ihanet ateşi açıldığında, Kadir Top, inandığı değerler uğruna yürüdüğü yolda, korku yerine cesareti kuşanmıştır. O, sıradan bir cinayetin kurbanı olmadı; inancına ve milletine olan bağlılığından dolayı hedef seçilen, fedakarlığın en yüce mertebesine erişen bir destan kahramanıydı. Yavuz Sultan Selim Caddesi, o akşam, bir işçinin şehadetine, bir ailenin hüznüne ve bir davanın onuruna tanıklık etti.
EŞSİZ BİR VEDA
Kadir Top, vatan aşkının en büyük bedelini ödedi. 15 Aralık 1978’de, İstanbul’un toprağı bu mübarek emaneti bağrına bastı. O, arkasında somut bir miras bırakmadı belki; ama evlatlarına, eşine ve tüm ülküdaşlarına, alnı açık, onurlu bir duruşun ve en zor zamanda dahi ideallerden vazgeçmemenin ölümsüz şerefini miras bıraktı. O’nun şehadeti, sadece bir kayıp değil, bir milletin vicdanında yanan ebedi bir ateştir.
"O gün düşen bir fidan değildi; uğruna can verilen her toprak parçasında yeniden kök salan, sarsılmaz bir inancın bayrağıydı."