"Bazı hayatlar sadece yaşanmak için değil, bir duruşun mühürü olmak için vardır."
KADERİN ÇİZGİSİ VE YURT EDİNİLEN TOPRAKLAR
Ferruh Orbay… Adı, milletin kalbinde vatan sevgisinin sarsılmaz bir yemini olarak yankılanan, yiğit bir ülkücüydü. Kaderin çizgisinde doğduğu yer, Ordu’nun Karadeniz kıyısındaki kadim ilçesi Fatsa idi. Ne var ki, doğduğu bu topraklar, gençlik yıllarında, tarihin en çetin ve kanlı sınavlarından birine sahne olacaktı. Hayatının son günü de, ilk nefesini aldığı bu topraklarda, 14 Aralık 1979’da, bir zulüm destanının kapanış mührü olarak yazıldı.
KARANLIĞIN ÇÖKTÜĞÜ COĞRAFYA: KÜÇÜK MOSKOVA
Yetmişli yılların sonu, Fatsa’yı bir ihanet gölgesi altına sokmuştu. Terzi Fikri (Sönmez) ve yoldaşları, bu kutsal Anadolu toprağını adeta bir kale gibi ele geçirmiş, onu "kurtarılmış bölge" ilan etmişti. Fatsa’nın adı, Anadolu’nun kalbinde yankılanan bir acı çığlık gibi, "Küçük Moskova"ya dönüşmüştü. O günlerde Terzi Fikri, bölge üzerinde kurduğu amansız baskıyla adeta kendi devletini kurmuştu. Belediye Başkanlığına adaylığını koymuş, halkı korkuyla sindirerek zorla oy toplamayı hedeflemişti. Baskı, nefes alınamaz bir ağırlık gibi Fatsa’nın üzerine çökmüştü.
BİR KAHRAMANIN MERTÇE DURUŞU
Bu karanlık ve zillet dolu günlerde, herkes ya sinmiş ya da zorbalığa boyun eğmişti. Ama Ferruh Orbay ve onunla aynı ülküye gönül vermiş vatan evlatları, zulme karşı dimdik durdu. Onlar, ne canlarını ne de davalarını sakındılar. Tarih, o gün Ferruh Orbay ve ülküdaşlarının sergilediği tavrı, "mertçe ve yiğitçe" diye kaydetti. Bu duruş, zorbanın hükmüne karşı atılan en sert tokattı.
Baskı ve tehdide rağmen, Terzi Fikri amacına ulaştı; Belediye Başkanı oldu ve kendi "devrim yasalarını" uygulamaya başladı. Kurulan sözde "Halk Mahkemeleri", komünist olmayan herkesi, yani bu vatana sadık kalanları, hedef alıyor, yargılıyor ve cezalandırıyordu. Fatsa, inancın yargılandığı, vicdanın cezalandırıldığı bir işkence çemberine dönmüştü.
ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ VE EBEDİYETE YOLCULUK
Ferruh’un ismi, zorbalığın infaz listesinde, en başta yazılıydı. Olay günü, o karanlık atmosferde Ferruh Orbay, evinden zorla koparılıp, bu sözde mahkemenin önüne çıkarıldı. Bu, bir yargılama değil, bir iradeyi kırma girişimiydi.
Metanetini ve duruşunu yıkamayan zalimler, vücudunda "çeşitli işkenceleri denediler." Detaylar, kahramanın sessizliğine gömülmüştür; ancak biliyoruz ki, Ferruh Orbay, çelikleşmiş imanıyla o insanlık dışı çemberin içinde direndi. Bedenler eğilebilir, ama ruh asla! O, vatan sevgisini vücuduna çakılan her darbeyle daha da yüceltti.
Ve 14 Aralık 1979… O gün, zulüm galip gelmedi; Ferruh Orbay, imanıyla kazandı. Zalimler onu "kahpece şehit ettiler." Ferruh, canını vermeden önce, davasının ve milletinin onurunu en yüksek zirveye taşıyarak, faşizmin karşısında eğilmeyen bir sembol oldu. O, Fatsa’da hürriyetin son nefesini, cesaretin ölümsüz yeminini verdi.
"O, bir tarihin satırları arasına değil, milletin vicdanına yazılan isimdi."