"Vatanına adanmış bir yüreğin susturulduğu yerde, geride kalan sessizlik dahi bir destan olur."
KİMLİĞİ VE İLK VUSLAT
Fazıl Ahmet Kurtoğlu, Trabzon’un yüksek, vakur dağlarının, Beşikdüzü’nün toprağından fışkıran bir yiğitti. Öğretmen bir babanın evladı olarak, sadece harfleri değil, millet sevgisinin de dersini almıştı. O, henüz gençliğinin baharında, Anadolu’nun temiz ruhunu ve bozkurtların kararlılığını taşıyarak, geleceğin mühendisliğini inşa etme hayaliyle büyük metropol İstanbul’a yolculuk etti. O’nun kaderi, sadece bir meslek edinmek değil, çalkantılı 1970'li yılların karanlığına bir ışık yakmaktı.
ADANMIŞLIĞIN ŞEHRİ: İSTANBUL
Fazıl Ahmet, Işık Mühendislik Fakültesi'nin Elektronik Bölümüne kaydını yaptırdı. Zihnini bilime adarken, ruhunu davasından ayırmadı. İstanbul'un Akbıyık semtinde, ülküdaşlarının arasında nefes aldı. Onun için öğrenci olmak, sadece ders kitaplarına eğilmek anlamına gelmiyordu; aynı zamanda milleti için kültür ve direniş cephesinde durmak demekti. Cağaloğlu’nda, ülkücülerin sığınağı olan Türközü Folk Derneği’nde ve HOY-DER’de aktif faaliyet göstererek, gençliğin yozlaşmasına karşı durdu, milli kimliğin bayraktarlığını yaptı. O, geleceği inşa etmeye çalışan bir öğrenci değil, inancının sarsılmaz neferiydi.
SON ADIM: ZULMETİN TUZAĞI
Takvimler 13 Aralık 1979’u gösterdiğinde, İstanbul'un kış gecesi ağır, tehlikeli bir sessizliğe bürünmüştü. Fazıl Ahmet, çalışmalarını tamamlamış, evine dönme arzusundan başka bir şey taşımayan yorgun bir yürekle adımlarını atıyordu. Ne var ki, karanlık sokaklar pusunun mekânı olmuştu. Kin ve nefretle bilenmiş bir grup komünist militan, O'nun yalnızlığını fırsat bildi. Kahramanımız, davasının yükünü tek başına omuzlarken, sayıca üstün ve kalleş bir saldırının hedefi oldu.
Cesaretle direndi, ancak haince bir hazırlığın karşısında çaresiz bırakıldı; etkisiz hale getirildi.
ATEŞ ÇEMBERİNDE ŞEHADET
İnsanlığın ve adaletin terk edildiği o anlarda, zalimler onu infaz yerine, tren yoluna doğru sürüklediler. Demir raylar, genç bir ülkücünün son durağı, ebediyete uzanan yolu oldu.
Tren yolunda, Fazıl Ahmet Kurtoğlu, ölüme meydan okuyan duruşuyla yüzleşti. Zalimler, O’nun varlığını, fikirlerini ve duruşunu tamamen silmek istiyorlardı. Bu yüzden nişanlarını, O'nun bilgelik dolu başını ve adanmışlıkla atan kalbini hedef alarak aldılar.
Yağmur gibi yağan kurşunlar, O'nun bedenini delip geçtiğinde, Fazıl Ahmet Kurtoğlu şehadet şerbetini o rayların üzerinde içti. O, sadece bir öğrenci olarak değil, inandığı değerler uğruna canını feda eden bir kahraman olarak tarihin defterine yazıldı. Kanıyla mühürlediği bu fedakârlık, geride kalan nesillere miras bıraktığı en büyük ders oldu.
Cenazesi, doğduğu topraklara, Trabzon-Beşikdüzü’ne uğurlandı. Artık O, sadece bir yiğit değil, milletin vicdanında yaşayan ölümsüz bir hatıraydı.
"Kahramanlar ölmezler, onlar inancın kalesi olur ve her kurşun sesi, milletin hafızasında yeniden yankılanır."